Menü İcon

Cenap Çakmak: Ortada bir İran-ABD aşkı yok

İran ve ABD arasında bir ittifak antlaşmasının olmadığını belirten Prof. Dr Cenap Çakmak ‘’bunun tartışılması bile abestir bana göre. İttifakı bırakalım, iki ülke arasında işbirliği ve hatta tutum birliği bile yoktur. ABD İran’a yönelik yaptırımların...

Röportaj Gazetesi

Cenap Çakmak: Ortada bir İran-ABD aşkı yok

İran ve ABD arasında bir ittifak antlaşmasının olmadığını belirten Prof. Dr Cenap Çakmak ‘’bunun tartışılması bile abestir bana göre. İttifakı bırakalım, iki ülke arasında işbirliği ve hatta tutum birliği bile yoktur. ABD İran’a yönelik yaptırımların kaldırılmasını garanti etmiştir, somut gerçeklik budur.’’ dedi.

İran ve 5+1 ülkeleri arasında başlayan ‘nükleer anlaşma’ yaklaşık 22 ay gibi uzun ve çetin görüşmelerin sonunda nihai başarıya ulaştı. Diplomasinin zaferi olarak nitelendirilen bu tarihi anlaşma bundan sonra ülkelerini kolay kolay silahlanma faaliyetleri yürütemeyeceğini de sağlamış oldu. Bir anlamda dünya daha rahat nefes alabilecek.  Nükleer anlaşmanın en önemli sonuçlarından bir ise kuşkusuz İran’ın yıllardır belini büken ekonomik yaptırımlar. Anlaşma ile birlikte yeniden dünya sistemine entegre olacak olan İran’ın batı ülkeleri ve ABD ile yakınlaşması ve bu ülkelerle geliştireceği işbirliği bölgede ‘yeni bir İran’ın doğuşunu da sağlayacak gibi. İran yalnızlıktan kurtulacak, daha etkin bir bölgesel ve küresel güç olma yoluna girecek. Batı için İran ekonomiden siyasete kadar çeşitli alanlardaki işbirliği için cazip bir ülke haline gelecek... İran ve 5+1 ülkeleri arasında varılan Nükleer anlaşmanın detaylarını ve bundan sonraki olası gelişmeleri, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Prof. Dr. Cenap Çakmak ile konuştuk.

Kazanan kim? Uluslararası sisteme ‘entegre’ olmaya çalışan Tahran mı? Yoksa İran’ın silahlanmasını önüne geçen,  İran’ı uluslararası ‘sistem’e davet eden 5+1 mı?  İran ve ABD kazanım açısında başarılı oldu diyebilir miyiz?

Kazanan tabii ki İran ve ABD.  Müzakere masasında yer alan diğer dört BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi ve Almanya’nın kazancı ancak arabuluculuk rolü ile sınırlı. Dolayısıyla asıl kazananlar İran ve ABD. Kim daha fazla kazandı tartışması belki yapılabilir, ama anlaşma ile sonuçlanmış bir müzakerede normalde taraflar buna bakmaz. Yine de İran’ın çok daha kazançlı olduğunu söyleyebiliriz zira uzunca bir aradan sonra uluslararası siyaset arenasında normal bir devlet gibi hareket etme imkanı elde etti. Bu küçümsenecek bir sonuç değil çünkü uluslararası sistem içinde yer alabilmek ve bir devletten beklenebilecek normal davranışları engelsiz yerine getirebilmek doğrudan egemenliğin bir sonucudur. Biraz abartılı olabilir, ama daha iyi anlaşılması bakımından şunu söyleyebilirim: İran teoride var olan egemenliğini dış ilişkilerinde kendi siyasi tercihleri doğrultusunda kullanabilme imkanı elde etmiş oldu.

Elde edilen kazanç ödünden daha fazla

İran ve ABD arasında imzalanan nükleer anlaşmada taraflar ödün verdi mi?  neydi bu ödünler? Amerikan Kongresi’nin ‘İran Kerry’ı kandırdı/aldattı tarzı eleştirilerinin haklılık payı var mı?

Elbette ödünler verildi. Başarıyla sonuçlanmış bir müzakerenin ödünsüz gerçekleşebileceği düşünülemez. Ancak tarafları ödün vermeye sevk eden en önemli motif, ödün karşılığında elde edilecek kazancın belirgin derecede daha fazla olması. Burada taraflar açısından yapılan ödünlerin görece kazançlarından daha önemsiz olduğunu ya da bir kısmının artık o kadar da önem taşımadığını söyleyebiliriz. Nedir ödünler? Nükleer anlaşmanın detaylarına filan girmeden şunu söyleyeyim: İran net bir şekilde nükleer silah elde etmeyeceğinin garantisini vermiş oldu. Şu ana kadar İran zaten açık bir şekilde nükleer silah elde hevesinin olduğunu kabul etmedi. Ancak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun filan bu yönde önemli bulguları var. Dolayısıyla İran’ın nükleer silah arayışı içinde olduğu ihtimalini güçlendiren bulgular olageldi. Üstelik İsrail’in nükleer silahlara sahip olduğuna atıfla İran’ın da böylesi bir hakkının olduğu da dile getirildi. Doğrudan İranlı yetkililer bu türden bir itirafı hiçbir zaman yapmadı elbette. Ancak durum ne olursa olsun, İran neticede bu türden hevesleri olsun ya da olmasın, nükleer silah elde etmeme garantisini vermiş oldu. Şu denilebilir: peki İran’ın verdiği sözü tutacağını nasıl bileceğiz? Çok basit: bu sözünü yerine getirmezse bu ödünü ne karşılığında almışsa o kazancı elinden gitmiş olacak. ABD’nin verdiği ödün ise belli: uzunca bir süredir İran’ın yalnızlaştırılmasında asıl rolü oynayan ABD bu tutumundan vazgeçmiştir. Burada en somut ödün elbette ki yaptırımların kaldırılacak olmasıdır.

İsrail’in iddia ettiği gibi İran ile ABD artık müttefik mi?

Hayır, böyle bir şey söylemek mümkün değil. İttifak hukuki bir işbirliği zeminini ifade eder ve bu zemin ancak bir ittifak antlaşması ile tesis edilebilir. İran ve ABD arasında bu türden bir zemin yoktur. Tartışılması bile abestir bana göre. İttifakı bırakalım, iki ülke arasında işbirliği ve hatta tutum birliği bile yoktur. ABD İran’a yönelik yaptırımların kaldırılmasını garanti etmiştir, somut gerçeklik budur. Mesela ABD İran’ın çevreleme politikasından vazgeçer mi? Bu anlaşma bunun teminatı değildir. ABD artık Körfez ülkelerine silah satmayacak mı? Bunu bilemeyiz. Anlaşmanın doğal sonuçları arasında yoktur bu. Ya da ABD İsrail’e müzahir olma tutumundan vazgeçmiş mi oluyor? Hayır, böyle bir şey de yok. Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabet malum; ABD bu anlaşma ile ikisi arasında bir tercih yapmış değildir. Aynı şeyi Türkiye ve İran için de söyleyebiliriz. ABD aynı anda Türkiye ile de İran ile de Suudi Arabistan ile de belli noktalarda uzlaşmış durumda, burada bir gariplik yok. Ama ABD Türkiye ile müttefik iken İran ile değil.

Ortada bir ‘Ortadoğu’ pazarlığı yok

ABD ile İran arasında bir ‘Ortadoğu’ pazarlığı yapıldı mı?  Eğer bir pazarlık yapıldı ise bu ittifak Ortadoğu bölgesinde ne türden sonuçları beraberinde getirir?

Hayır, böyle bir pazarlık yok. Ne ABD ve ne de İran birbirine güvenmiyor. Nitekim ABD bunu net bir şekilde ifade etti, evet ortada bir anlaşma var, ama bu anlaşma güvene değil denetime dayalı. Ortada bir pazarlık yok ama bu anlaşmanın bölgesel etkileri tabii ki olur. Şöyle dersek doğru olur: ABD anlaşmanın İran lehine açacağı alanın ve İran’a sağlayacağı faydaları bilerek ve bunların farkında olarak bu anlaşmaya razı oldu. Dolayısıyla bu sonuçların kendi çıkarlarına aykırı olmadığını düşündüğünü söyleyebiliriz. Ama bu bir pazarlık, yani karşılıklı anlayış ve rızaya dayanan bir süreç değildir.

Rusya ve Batı arasında uzun zamandır bir ‘Ukrayna’ restleşmesi var. ABD ile İran arasında da yeni bir dönem başlıyor. Bu mutabakat Rusya-İran ilişkilerini nasıl etkiler? Rusya İran’dan vazgeçer mi?

İran’ın Suriye’de tavrını değiştirmesi söz konusu değil. Anlaşmayı tamamen kendi bağlamında ele almak lazım, taraflar zaten o yüzden sonuç elde etti. Anlaşmanın konusu basitçe İran’ın nükleer programının denetim altına alınması ve bunun karşılığında yaptırımların sona erdirilmesi. Bu kadar. Taraflar bunu Suriye ile, İsrail ile, Filistin ile şunla bunla ilişkilendirmediler. O yüzden Suriye’de bir değişiklik olacak diyemeyiz. Bu durumda Rusya için de İran ile ilişkiler konusunda bir değişiklik olması söz konusu değil. Esasen şöyle bir durum var: ABD Ortadoğu’ya olan ilgisini kaybetti; var olan ilgisi de aslında zoraki. Ne eskisi kadar bölgenin petrolüne bağımlı ve ne de bölgenin demokratikleşmesi ve bölgede güvenlik tehdidinin sona erdirilmesi öncelikleri arasında. Nitekim tam da o nedenle Suriye meselesinin İran, Rusya ve Türkiye arasında çözümlenmesi gerektiğini söyledi Obama.

ABD’den başka sığınacakları bir liman yok

İran’ın bölgede etkinliğinin aratacağı iddia ediliyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri İran’ın olası bir ‘Ortadoğu’yu şekillendirme’ projesine karşı bir politikası var mı?

Bence İran’ın etkinliği artar. Tabi bu daha çok İran’a bağlı, İran’ın dış politikası bir açıdan Amerikan dış politikasına benziyor. Eğer nüfuz arttırma peşindeyse bunu gerçekleştirmek için gerekli manevra yeteneklerine ve imkanlarına sahip. İzole olmak isterse de bunu kendi kamuoyuna kabul ettirebilmesi mümkün. İran dış politikasını nüfuzunu arttırma üzerine bina edebiliyor. Bu bir dış politika kimliğidir, iyi ya da kötü bir şey olarak söylemiyorum. Ama tabii ki Ortadoğu’yu şekillendirme gibi bir misyon üstlenmesi söz konusu değil. Böyle bir imkana bölgede hiçbir güç sahip değil. Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin ise artan İran etkisi karşısında ABD’den başka sığınacakları bir liman yok gibi. Demokratikleşme türünden seçenekler ise İran etkisini arttırma ihtimalini taşıdığı için bence bu ülkeler tarafından dışlanır. Bekleyeceğimiz ise Suudi Arabistan’ın ve Körfez ülkelerinin mevcut askeri statükonun devam ettirilmesi yönünde bir tutum takınması. 

Nükleer anlaşma ABD Kongresi’nde oylanmazsa ne olur? Obama, ‘veto hakkımı kullanırım’ dedi.  Kerry, Kongre’yi uyardı: ‘Eğer oylamazsanız İran’ın nükleer faaliyetleri yeşil ışık yakarsınız’ dedi. Böyle bir olasılık var mı?

Amerikan dış politika tarihi başkanın Kongre’yi bypass ettiği örneklerle dolu. Çok uzunca bir süredir Amerikan dış politikasında başkanların ezici bir belirleyiciliği söz konusu. Kongre’nin dış politikaya etkisi son derece sınırlı. Ama tabi şu var: Kongre sorumluluk taşıyan aktör olmadığı için halka sevimsiz gibi görünecek bir seçeneğe olumsuz yaklaşabilir. İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması bu türden bir örnek.  Ayrıca Kongre’nin Amerikan devletini yükümlülük altına sokacak çok taraflı düzenlemelere karşı toptancı bir muhalefetinin her zaman olduğunu da hatırlamak lazım. Kerry’nin söyledikleri yukarıda söylediklerimi teyit eder mahiyette aslında. Anlaşma ile hangi ödünü aldıysanız, anlaşmanın yerine getirilmemesi ile o ödünden vazgeçmiş olursunuz. Ha, tabi ki anlaşmanın reddedilmesi otomatikman İran’ın nükleer silah elde edeceği anlamına gelmiyor; ama İran’ın nükleer silah elde etmeme yönündeki garantilerinin zeminini ortadan kaldırır.

Şimdi devrim daha da kazançlı

Ulusdevleti teorik olarak reddeden İran’ın bu anlaşma ile birlikte ulusdevlete evrildiğini dolayısıyla İran devriminin kaybettiğini düşünen romantik açıklamalar da var. Devrim kaybetti mi?

İran zaten ulus devletti; şimdi normal egemen ve bağımsız bir ulus devlet gibi hareket etme imkanını elde etmiş oldu. Yani bir ulus devlet olarak etrafına konulan engeller kalkmış oldu; bu engeller kaldırılınca da artık kendi siyasi tercihlerini daha rahat uygulama imkanı elde edecek. Dış politikada ideolojinin rolünü tabi ki inkar edemem. Ancak İran’ın dış politika davranışlarının sadece İslam devrimi ilkeleri ile şekillendiği de söylenemez. Bu esasen son derece de normal; bir devlet için önemli olan çıkarlardır, yani çok basit, bilinen bir gerçek bu. Bir şirket CEOsu nasıl ki şirketin karlılığı için uğraşırsa bir devletin dış politika aktörleri de o devletin çıkarları için uğraşır. Ha şu var: çıkarların korunması ideoloji ekseninde tanımlanıyor olabilir; ancak her halükarda esas olan ideoloji değil devletin çıkarlarıdır. Aksini düşünürsek analitik olarak bir sonuca varamayız. Devrim kaybetti mi kaybetmedi mi bilemem, nereden baktığınıza göre değişir. Dış politika sadece devrimle şekillenmediği için devrim zaten hiç kazanmamıştı da diyebilirsiniz, İran aynı İran, şimdi daha etkili, o yüzden devrim daha da kazançlı da diyebilirsiniz. Fakat bence bu anlamlı değil, tarihin ürettiği bir siyasi form olarak devlet neredeydi, nereye geldi, ne kazandı, ona bakmak lazım.

Türkiye-İran ilişkileri (başta Suriye olmak üzere) nasıl bir seyir izler sizce? 

Türkiye-İran ilişkileri mevcut durumdan daha kötüye gitmez. Bence ilişkiler karşılıklı olarak kabul edilmese de yeterince gergin. Ticari ilişkilerin gelişmesine bağlı olarak kısıtlı bir iyileşme beklenir. Ancak İran’ın başta Suriye olmak üzere bölgedeki tutumundan ekonomik ilişkilerin gelişmesine olanak sağlama adına vazgeçmesi bence mümkün değil.

Söyleşi: Gülsüm İncekaya

,

Yorum Yaz