Menü İcon

Caner Erzincan: Hayattan Bunalınca Soner’e Gidiyorum

“Yeni Dünya”nın yönetmeni Caner Erzincan filminde down sendromlu kardeşi Soner’e de rol verdi. “Soner’le beraber büyüdük” diyen Erzincan: “Hayattan bunalınca Soner’e gidiyorum. O zaman bütün stresim geçiyor.”

Röportaj Gazetesi

Caner Erzincan: Hayattan Bunalınca Soner’e Gidiyorum

“Yeni Dünya”nın yönetmeni Caner Erzincan filminde down sendromlu kardeşi Soner’e de rol verdi. “Soner’le beraber büyüdük” diyen Erzincan: “Hayattan bunalınca Soner’e gidiyorum. O zaman bütün stresim geçiyor.” Cuma günü vizyona giren filmlerden biride Caner Erzincan’ın yazıp yönettiği “Yeni Dünya”. Erkan petekkaya ve Şükran Ovalı’nın başrollerini üstlendiği film, down sendromlu çocukları Soner’e daha iyi bir gelecek kurmak için taşradan İstanbul’a gelen Mehmet Ali ve Melek’in hikayesini anlatıyor. Filmde Soner karakterini canlandıran ise yönetmen Erzincan’ın aynı adlı ve down sendromlu kardeşi. Filmi galasında izledikten sonra Caner ve Soner Erzincan kardeşlerle buluşup filmin perde arkasındaki hikayeyi dinledik. Soner kendisine sormak istediklerimi de abisinin cevaplamasını istedi. Caner Erzincan da filmin hikayesini ve Soner’le aralarındaki ilişkiyi anlattı.

Bu hikaye ne zamandır kafanızda? Nasıl oluştu?

Film Soner’in hikayesiyle ortaya çıktı. Soner doğduğu günden beri farklılıklarıyla bizim hayatımıza da farklılık katan bir çocuk. Ben sinemayla tanışınca Soner’in hikayesi iyice oturdu kafamda. Yaşadığımız yeni dünyayı gözlemlediğim zaman Soner’in hikayesine farklı bir boyut katıldı. Ben insan psikolojisine odaklanmak istiyordum. Bu çocuklar melek olarak adlandırılıyor ve bu meleklerin dejenere olan toplumdaki yerleri de beni ilgilendiriyordu.

İlk uzun metraj filminiz “Mar”dan önce de kafanızda bu fikir vardı anladığım kadarıyla...

Tabii ki. Soner’le ilgili farklı çalışmalarım oldu zaten. Soner’in varlığı bizim için çok önemli. Ben hayattan bunaldığım zaman Soner’in yanına gidip onunla zaman geçiriyorum. O zaman bütün stresim geçiyor. Farklı bir enerjisi var. Bu nedenle bu hikaye sürekli kafamı kurcalıyordu.

Filmin ne kadarı bizzat Soner’in hayatından alındı?

Ben filmi kendi hayatımıza ölçütlemedim. Film tamamen toplumsal düzeni anlatıyor; insanların kent yaşamı içerisinde ne hale geldiğini, nasıl parçalandığını gösteriyor. İnsanlar sokakta birbirlerine nefretle bakıyor artık. Ufacık kızlara, Özgecan’lara insanların neler yaptığını her gün görüyoruz. Kentsel dönüşüm de filmin bir ayağı. O da toplumsal çöküşün bir parçası. Bu nedenle filmdeki Soner’le ilgili durum Soner’in varlığı ve gerçekliği. Ne kadar masum ne kadar temiz bir çocuk olduğu...

Performansı hepimizi şaşırttı

Çekimler nasıl geçti? Soner zorladı mı sizi?

Çekimler keyifliydi. Soner hepimizi şaşırttı. Ben de şahsen kardeşimin bu kadar iyi bir performans sergileyeceğini düşünmedim. Güveniyordum ama sette kendisine anne ve baba buldu ve onlarla bir hayat kurdu. Ben Erkan Abi’ye (Petekkaya) “Böyle bir sahne var ama Soner’in tepkisi ne olur bilemiyorum. Onun tepkisine göre sahneyi götürmemiz lazım” dedim. Ama Soner çıkıp oynadı. Erkan Abi artık onun oyununa pas vermeye başladı. Soner oyunu başka yerlere götürdü hatta. Bazı damar sahnelerde öyle şeyler yaptı ki Soner...
Final sahnesinde mesela... Erkan Abi’nin gözleri doldu. Çekim bitince Soner’e “Sen ne yapıyorsun? Bu gerçekdeğil” dedi.

Abi-kardeş ilişkisinden yönetmen-oyuncu ilişkisine geçmek kolay oldu mu?

Tabii ki. Soner’in yaşananlara nasıl tepki vereceğini bilmem olayı başka bir boyuta taşıyor. Çünkü bir insanı dışarıdan gözlemlemekle, beraber büyüdüğün biriyle çalışmak çok farklı. Onun birçok duygusunu bilmem anlamına geliyor bu.

Kaç yaş var aranızda?

Beş yaş. Soner 25 yaşında.

Karakterinin adı da Soner...

Soner oyuncu değil sonuçta. Ona farklı bir isimle hitap ederseniz size cevap vermeyecektir. Soner kendini oynadı bir de...

Soner’le ilişkiniz nasıl? Beraber büyüdünüz...

Biz küçük bir köyde doğduk. O köyde tek farklı çocuk Soner’di. Bu farklılık ilk başta ailemizde bir endişe yarattı. Soner küçükken derdini anlatamadığı için şiddete başvururdu, hırçınlaşırdı. Zamanla Soner’i anlamaya, kurduğu cümleleri çözmeye başladık. Soner’in kendi Türkçesi var. Biz onu da öğrendik. Şimdi bize akıl veriyor, nasihat veriyor. “Yapma abi” diyor, “Sakin ol” diyor. Artık o bizim hayatımızı şekillendirmeye başladı. Bambaşka bir bağımız var. İkimizin ilişkisi de çok özel. Bana karşı çok saygılı ve çok mesafeli. Eve gitmediğim günler babamlara arattırıp “Gelmiyor musun?” diye sordurtuyor. Eve gittiğim zaman da ben saat kaça kadar oturursam o da benimle oturuyor. Hep beraber vakit geçiriyoruz.

Kentte gezemiyor, yazın köye gidiyor

Filmde de Mehmet Ali ve Melek çifti çocuklarının eğitimi için taşradan İstanbul’a geliyor. Sizin köyden İstanbul’a gelmenizle filmdeki hikaye arasında bir bağlantı kurulabilir mi?

Evet, tabii ki. Sadece Soner’le ilgili değil. Taşrada şartlar belli. Biz dört kardeştik; hepimiz farklı yerlerde okuduk. Ben 10 yaşında geldim İstanbul’a. Biz okuyup öğrenince down sendromlu bir çocuğun hayatını değiştirmek için köydekinden farklı bir şey yapmamız gerektiğini düşündük. Böylece ailemizi buraya getirttik. Şimdi Soner burada eğitim görüyor. Yazlarını da köyde geçiriyor. Çünkü Soner gibi çocukların kentte dışarıya çıkması imkansız; gezemiyor, koşamıyor... Köy Soner’e iyi geliyor. Yazı heyecanla bekliyor.

Filmi izleyenler çocuklara farklı yaklaşacak

Down sendromlu çocukların aileleri bu filmi seyredince neler hissedecek? Siz senaryoyu yazarken bunlar geldi mi aklınıza?

Gelmez olur mu? Aileler kendilerinden birçok şey bulacak bu filmde. Belki Soner down sendromlu çocukların çoğundan şanslı. Ondan daha şanslılar da var. Fakat bazı çocuklar var ki eğitim alamıyor, toplumdan uzak tutuluyor. O ailelerin ve tüm insanların bu filmi izleyip
bu çocuklara çok daha farklı bir şekilde yaklaşacaklarını umuyorum.

Söyleşi: Fırat Karadeniz

Yeni Dünya Yönetmeni Caner Erzincan,

Yorum Yaz