Menü İcon

‘Café Society’in mükemmelleri: Woody Allen, Blake Lively ve Kristen Stewart

Soluklar tutuldu ve beklenen film bu hafta vizyona girdi. ‘Café Society’ filminin yönetmeni Woody Allen; başrol oyuncuları Blake Lively ve Kristen Stewart vizyon sonrası sessizliklerini bozdu...

Röportaj Gazetesi

‘Café Society’in mükemmelleri:  Woody Allen, Blake Lively ve Kristen Stewart

Woody Allen, ‘Her yıl bir film’ düsturuyla çektiği ‘Café Society’yle Cannes Film Festivali’ni açınca biz de kendisiyle görüşme şansı yakaladık. Yine neşeliydi; alaycı ama yıkıcı olmayan şefkatli mizahıyla bizi güldürdü, skandallara kulağını tıkadı, “Daha yapacağım filmler var” diyerek ileriye dönük mesajlar verdi. Allen’a, yakında gerçekleşecek Amerikan seçimleri hakkındaki fikirlerini de sorduk.

Café Society’de naif, yakışıklı olmayan ama sevdiği güzel kadınları elde eden genç adam karakteri siz misiniz?

- Evet, böyle söyleyebiliriz. Benim gençken oynadığım karakterlere benziyor ama benbunu beceremezdim. Bu rolde oynayan Jesse Eisenberg farklı. Ben bir komedyendim, katmerli oynayamazdım, tek nota giderdim. Ama Jesse gerçek bir oyuncu. Ben güldürmeyi başardım. Ama maalesef bir Çehov oynayacak yeteneğim yok. Bu rolde belki ben daha fazla güldürürdüm ama hiç ilginç olmazdı.

Fazla mütevazılık olmuyor mu bu?

- Şöyle söyleyeyim o zaman, oynadığım ve beğenildiğim her rolü eminim Dustin Hoffman daha iyi oynardı. Ama kendisi pek sevilen bir oyuncu olduğundan sürekli meşguldü ve onun beğenmediği işleri ben alıyordum. Kapasitemi böyle özetlesem yanlış olmaz. Ben kendime sinemacı olarak da geçer not vermem ama şanslıyım, her yıl bir film yapabiliyorum. Artık 80 yaşımı aştım, bu saatten sonra ne yaparsam kârdır.

57aedcb618c77300d804ff29

O dönemin Hollywood'u nasıldı?

- John Huston gibi şahane işler yapan yönetmenler vardı ama gerisi boş eğlencelikler çıkaran sinemacılardan ibaretti. Yılda yaratıcı 10 film çıkıyorsa 150 tanesi faso fisoydu ama böyle para kazandılar. Yaratıcı özgürlük maalesef kolay kazanılmıyor.

Sizin durumunuz nasıl?

- Özgür değilsem film yapmanın manası yok. Üstelik ben fazla para harcamıyorum. Kendi bütçemi kendim buluyorum. Filmlerim maliyetini karşılıyor. Zarar da etse kayıp büyük olmuyor. Yani iyi bir yatırım sayılırım, kimseyi fazla üzmüyorum.

BİR BİLGİSAYARIM BİLE YOK!

İnternetten film izliyor musunuz?

- Hiç işim olmaz. Hâlâ eski usul televizyon ekranı seviyorum, aşağıda kasetin/DVD’nin gireceği bir alet ve çalışması için basacağım bir düğme gerek. Zaten benim bilgisayarım bile yok, internette gezinmek vakit kaybı. Geçen gün Kristen Stewart'ı ünlü yapan vampir filmini ('Alacakaranlık' serisi) sordular, izlemediğimi söyleyince çok şaşırdılar. Hayatta o kadar çok iyi film kaçırıyorum ki, insanın vakti yetmiyor.

Peki Kristen Stewart'a başrol vermek nereden aklınıza geldi?

- Başka bir filmde izlemiştim ve deneme çekimine geldiğinde de çok beğendim. Masum ve yalın güzelliği çok etkileyici ama bundan çok daha fazlası var. Hem yetenekli hem de mizah yönü kuvvetli, şaka kaldırıyor, acayip esprili. Karanlık bir havası olduğu gibi neşeli biri. Bence kuşağının en iyi oyuncularından. Blake Lively de çok iyi, zaten bu oyuncular güzelliğin boş bir kabuk olmadığına delalet.

Oyuncular sette fazla tekrar yapmamanıza çok şaşırdıklarını anlattılar.

- Ben sabırsız bir insanım. Uçakta da fazla oturamam, yemek masasında da. Kafamı bir projeye uzun zaman veremem. Yani bu sanatsal bir seçim değil; sadece yeterince sabrım yok. Bazı yönetmenler sayısız tekrar ve farklı açılarla çekerler ama benim içim daralır, yapamam. Çok sevdiğim görüntü yönetmenlerinden de böyle ayrılmışımdır çünkü farklı şeyler denemek isterler ve sabrımı zorlarlar. Bu sayede her yıl bir film yapabiliyorum sanırım.

Filmde bir erkeğin etrafında iki âşık kadın var, zaman içinde kadınları daha iyi anladığınızı ve daha iyi rolleri yazdığınızı düşünüyor musunuz?

- Senaristliğe başladığımda sadece erkek karakterler yazıyordum çünkü kendimi yazmak kolaydı. Habire şapşal, komik ve abuk adamları yazıyor, oynuyordum. Ama Diane Keaton ile ilişkiye başlayınca her şey değişti! Son derece karizmatik, akıllı ve ilginç birisiydi! Dünyaya onun gözlerinden bakmaya başladım. Çok yetenekli ve hayranlık uyandıran bir oyuncuydu. Sonuçta ona uygun rol yazmam gerekiyordu ve ortaya ‘Annie Hall’ çıktı. Bu güvenle kadınları yazmaya devam ettim. Çünkü kadınları gerçekten ilginç bulmaya başladım. Çok karmaşık olduklarını keşfettim. Erkekler de böyle belki ama kadında sanki daha fazlası var. Duygularını gösterme konusunda daha becerikli olmaları ise hayranlık verici.

TRUMP'I DERT ETMEYİN ÇÜNKÜ SEÇİMİ HILLARY KAZANACAK

Peki senaryolarınızda sürekli tekrarlayan ‘yaşlı erkek-genç kadın’ ilişkisi neden?

- Neden olmasın? Bence tüm ilişkiler aynıdır, bu filmde de öyle ve bir yönetmen olarak abartıya, drama ve kırılma noktalarına ihtiyacım var. Bu nedenle yaşlı erkek-genç kadın ilişkisi işime yarıyor. Öyle yaş veya boy hesabı yapmıyorum. Bence önemli değil, kimse de kafasına takmasın.

Oğlunuzun açıklamaları için ne söyleyeceksiniz? (Mia Farrow’la birlikteliğinden olan oğlu Ronan’ın, babasını kız kardeşini taciz ettiğine ilişkin suçlamaları festivalin ilk günlerine damgasını vurdu.)

- Ben aştım bunları, artık önemsemiyorum, önüme bakıyorum. Beni tanıyan tanır zaten. Yakında yeni filmime başlayacağım. Bu kez yine ABD’de çekeceğim ama neresi olacağı henüz belli değil. Kesinlikle western veya aksiyon olmayacağını söyleyebilirim, özel efektlerle işim olmaz.

57aedade18c77300d804ff07

HALK MASALIMSI HAYATLARI SEVER...

Hakkınızda yazılan hiçbir şeyi okumuyor musunuz gerçekten?

- Evet, okumuyorum. Yıllar önce karar verdim buna. Çünkü bir kez kimin ne yazdığına kafayı takmaya başlarsanız bence sonu iyi bitmez. Ne eleştiri ne de haber okuyorum. Beni övmüşler veya nefret etmişler derken benmerkezci bir adam olur çıkarsınız. Oysa işime bakarım, gerisi yalan.

Film, New York ve Los Angeles gibi farklı iki kentin öyküsünü anlatıyor ama her ikisinin de ortak noktası yolsuzluktan mustarip olmaları, değil mi?

- Evet, her iki şehir de ABD’nin farklı uçlarını temsil ediyor ve ortak noktaları kanunsuzluğa teslim olmaları. New York’a hâkim olan güç içinde zina, yolsuzluk, üçkâğıt gırla gidiyordu. Politikacılar rüşvet yiyor, kulüpler polise rüşvet dağıtıyor, mafya bildiğini okuyordu. Dışarıdan bakıldığında gayet renkli bir hayat gibi görünse de içinde yaşıyorsanız gayet acımasız bir düzendi. İşler Kaliforniya’da da aynıydı. Filmlerin tantanasına, Gary Cooper veya Cary Grant’ın yakışıklılığına bakıldığında tabii ki şahane bir hayat vardı. Bizler de gazeteden gece hayatının güzelliklerini, şampanyaları, Ginger Rogers’ın şahane danslarını okuyor, imreniyorduk. Ama içinde yaşıyorsanız çok acımasız bir mücadelenin sürdüğünü bilirdiniz. Gece kulüplerindeki kavgalar, oyuncular arasındaki ego yarışı ve çirkin rekabet, stüdyoların oyunculara olan kötü davranışları gibi bin bir musibet vardı. Halk bunları değil masalımsı hayatları görmeye meyillidir. Oysa genel tabloda memleket yolsuzluktan kırılıyordu.

Şimdilerde nasıl durum, yaklaşan seçimler ve Donald Trump’la ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Donald Trump’tan bir şikâyetim olmadı. ‘Celebrity’ (1998) adlı filmimde oynamak üzere geldiğinde gayet efendiydi. Sete zamanında geldi, kibardı, işini yaptı ve sorun çıkarmadan gitti. Olumsuz bir şey söyleyemem. Ama bence Trump önemli değil; çünkü seçimi kesin Hillary Clinton kazanacak. Gayet akıllı, deneyimli ve başkan olmayı hak eden bir kadın.

Ama yaptıklarından çok şikâyetçi olan ve ondan daha yapıcı politikaları ve dürüstlüğüyle Hollywood cenahından çok taraftarı olan Bernie Sanders hakkında ne söyleyeceksiniz?

- Bence de şahane bir insan ve çok hoş özellikleri var ama Hilary kadar etkili bir başkan olacağını düşünmüyorum. Yeterli deneyimi yok ve icraatta yeterli olmayabilir.

Kristen Stewart: Kendimi bulmaya çalışıyorum

Kristen Stewart henüz 26 yaşında ama sefası sürülmüş bir filmografisi, cefası çekilmiş bir şöhreti var. ‘Alacakaranlık’ serisiyle gelen şöhreti artık küçümsemiyor. Sinema perdesinde ne görüyorsanız karşınızda da o var; genizden gelen boğuk sesin gizemiyle mükemmelen çelişen zarif bir güzellik. Kendisiyle ‘Café Society’den yola çıkarak sinema, kariyeri ve Woody Allen hakkında söyleştik...

Çok genç yaşta yakaladığınız şöhret çalkantılar yaratsa da şahane gidiyorsunuz, aslında nasılsınız?

- İnsanlara kim olduğumu anlatamayacağımı anladığımda biraz rahatladım. Siz hakkımda ne düşünmek istiyorsanız düşünüyorsunuz, kontrolüm yok üzerinizde. Karşımdaki insanın bakış açısını değiştiremem. Politika veya cinsellik, insanların önyargılarını düzeltmek mümkün değil. Bu gerçeği kabullenmek bir parça rahatlatıyor. Hayatta hatalar yapabilirsiniz, yanlış adımlar atabilirsiniz. Herkes yapabilir. Eğer ki samimi davranıyorsanız, dürüstseniz kaybedecek veya korkacak bir şeyiniz olmadığını düşünüyorum. Bir oyuncu olarak da benzer prensipler geçerli.

Nasıl yani?

- Yönetmenin istediğini verememe duygusu her oyuncuda vardır ve kimi zaman yetersizlik duygusu ağır basabilir. Bunun farkına vardığınızda kendinizi kandırmamanız gerek, samimi ve gerçekçi olmanız gerek. Ben bir rolde gerçekçi olmak isterim. Film veya gerçek hayatta kendinizi kandırdığınızda çuvallarsınız. Söylemek istemediğiniz şeyleri söylememeniz, olmadığınız kişi gibi davranmamanız, mış gibi yapmamak gerek. Her konuya yanıtım yok. Bilmiş bilmiş konuşmak istemem çünkü tereddüt şart ve hayat karmaşık. Herkes gibiyim, öğreniyorum.

‘Alacakaranlık’ serisinden sonra daha küçük bütçeli, önemli yönetmenlerle ilginç projelerde çalışıyorsunuz. Kariyer hedefiniz bu mudur?

- Evet! Son dönemde çok istediğim beş ayrı projede çalıştım. Ve hepsi hiç düşünmeden hislerimle hareket ederek anında kabul ettiğim projelerdi. Olivier Assayas (‘Sils Maria’) gibi yönetmenlerle çalışma fırsatı edindim. Bir film projesi sizi böyle kendinizden alıyorsa teslim olmalısınız.

57aedc6218c77300d804ff22

İDEALİZE ROLLERİM YOK

Oynamayı çok istediğiniz özel bir rol var mı?

- Ben karakter oyuncusu değilim, öyle idealize ettiğim roller yok. Bazı oyuncular karakterlerin arkasına saklanabilir, verilen rolde kendini kaybedebilir ve kendi kişiliğinin dışına çıkabilir. Bu bambaşka bir yetenek... Ben ise tam tersi bir şey yapmaya çalışıyorum. Yani kendimi bulmaya çalışıyorum. Ruhsal olarak içimi açmak, yaratıcı bir şeyler yapmak ve performansımın yeterli olması adına kendimi bulmaya çalışıyorum. Kristen Stewart olarak görülmeye ihtiyacım var. Bunun için de özel yönetmenlerle çalışmak önemli sanırım.

‘Café Society’yle komediye geçmek nasıldı sizin için, sevdiniz mi?

- Evet; çünkü kendi başına ayakta durabilen, dönemin koşullarına rağmen kendini ezdirmeyen bir karakteri canlandırıyorum. Hayatı seviyor ve bu da bulaşıcı ve keyifli bir şeydir. Âşık oluyor, bulunduğu durumdan utanmıyor ve bunu yaşamaktan kaçınmıyor. Toplumun kendine biçtiği rolün dışına çıkma cüretini kendinde buluyor. Genç bir kadın olarak topluma uyum sağlamakla ilgilenmiyor. Bu da çok 'modern' bir şey bence. Böyle bir kadın günümüzde de var. Bu da ‘Café Society’yi 1930'larda geçen bir dönem filmi olmaktan çıkarıp güncel yapıyor.

En sevdiğiniz Woody Allen filmi?

- Tartışmasız ‘Annie Hall’. Hele ki başroldeki Diana Keaton! Müthiş bir film, şahane bir kadın karakter ve inanılmaz bir oyunculuk! Woody'nin benzersiz bir özgünlüğü var. Herkesten farklı.

57aedec218c77300d804ff47

‘TEK ÇEKİM  YETER’ DİYORDU

Nasıl?

- Çok hafif bir yaklaşımı var. Normalde alaycı, sorgulayıcı ve bildiğimiz nevrotik karakterlerini tanıyoruz. Ama tam ne güzel eğleniyoruz ve vakit geçiyor derken birden hazırlıksız yakalandığınızı fark ediyorsunuz çünkü çok karanlık, ciddi ve gerçekçi meselelere takıldığınızı anlıyorsunuz. İşte buna bayılıyorum.

Peki icraatta nasıl bir yönetmendi?

- “Tek çekim yeter” dediğinde şok oluyorsunuz! Çok garip gelmişti başta, daha yeni başlamıştık hissiyatıyla sarsılmıştım. Daha kendimi gösteremedim duygusu kötü geliyor ama zamanla boş vermeyi öğreniyorsunuz çünkü koskoca Woody Allen, ondan daha iyi bilecek haliniz yok.

Blake Lively: 'Hem çocuk yapıyorum hem de kariyer...'

‘Café Society’nin kadrosunda yer alan Blake Lively, aktör Ryan Reynolds’la evli ve ikinci çocuğuna hamile. Yıldız oyuncuyla film, Woody Allen ve setlerdeki annelik serüveni üzerine konuştuk... 

Woody Allen’la çalışmak idealiniz miydi?

- Olmaz mı! Bence her oyuncunun hayalidir. İyi bir oyuncu olmak istiyorsunuz ve önünüze hedefler koyuyorsunuz ama yine de bazı şeylerin gerçekleşeceğine inanmıyorsunuz. Filmlerini izlerken büyük keyif alırdım ve bir gün benim de bu filmlerden birisinde oynayacağımı hayal edemezdim. 'Bir Woody Allen filmi’nde oynadığıma ancak sete geldiğimde inandım.

Role nasıl kabul edildiniz?

- Deneme çekimine çağrıldığımda filmle veya rolümle ilgili hiçbir şey söylenmedi bana, sadece gel dediler. Konu nedir, hangi dönem, müzikal mi, hiçbir fikrim olmadan gittim. Altı sayfalık bir senaryo elime tutuşturuldu, okudum ve kalbim çarparak Woody Allen'ın yorumlarını bekledim. Yanıtı, son derece kibar bir tavırla eğilerek bana teşekkür etmek oldu.

Bir yönetmen olarak size ne ifade ediyor?

- Bence kadınlar için şahane roller yazıyor. Maalesef sinemada böyle yönetmen çok yok. Filmlerindeki kadınlara bakın, hepsi şahane. ‘Annie Hall’ü izlesek yeter! Entelektüel, mütevazı, hayatta ne istediğini bilen, kimi zaman komik, zayıflıklarıyla güzel, muhteşem bir karakter. Süslü püslü, aptal kadınlar yazmıyor.

57aedecf18c77300d804ff49

Yeni doğmuş bebeğinizle zor olmadı mı çekimler?

- Tam aksine çok kolay oldu çünkü bebeğimi sete getirme iznim vardı. Woody Allen setlerinin rahat olduğunu söylerlerdi, çok doğruymuş. Kendisi ve film ekibi son derece anlayışlıydı. Doğumdan beş ay sonra çekimlere başlamıştık. Bebeğimi emzirmem gerektiği zaman ara verebiliyorduk, harika bir ortamdı. Bir de gündelik hayattan uzaklaşmak, yaratıcı tarafınızı ortaya çıkarmak çok iyi geliyor.

Kocanız Ryan Reynolds da ünlü bir oyuncu, şimdi ikinci çocuğunuza hamileyken aile hayatında görev paylaşımınız nasıl?

- Aramızda anlaştık ve ikimiz aynı anda çalışmama kararı aldık. Dolayısıyla ‘Café Society’nin çekimlerinde o çalışmıyordu ve bebeğimizle sete gelerek bana destek oluyordu. Aynı şey benim için de geçerli, o istediği bir projeyi kabul ettiğinde ben geri çekiliyorum. Aile olarak birbirimize destek olmanın tek yolu bu bizce. İkimiz de çocuk seviyoruz ve büyük bir aile istiyoruz. Ama kimse kimsenin ideallerinin önüne çıkmaya çalışmıyor. Hem çocuk hem de kariyer yapmak mümkün ama göreceğiz.

Söyleşi: Esin Küçüktepepinar

,

Yorum Yaz