Menü İcon

Bir dönemin efsanesi: Selim Soydan

Beşiktaş’tan Fenerbahçe’ye nasıl transfer oldu? Lefter’den neden fırça yedi? Bir sezonda altı kupayı nasıl aldı? Arkadaşlarını ne yaparak çıldırtırdı?

Röportaj Gazetesi

Bir dönemin efsanesi: Selim Soydan

Beşiktaş altyapısı için seçmelere katıldığınızda kaç yaşındaydınız?

14. Mahalledeki abilerim “Gel, seni Beşiktaş’a götürelim” dedi. Seçmelerde beğenildim, “Hemen başla” dediler. İlk yıl genç takımda oynadım. Bir yıl sonra da, 16 yaşımdayken A takımdaydım!

Beşiktaş’ta hemen başlamanızı isteyen Hakkı Yeten hakkında o zaman ne biliyordunuz?

O yıllarda Beşiktaş demek, Hakkı Yeten demekti. Bir sene sonra, 1960’ta takımın başına Andras Kuttik getirildi. Ondan ve takımdaki abilerimden çok şey öğrendim, şampiyonluk gördüm. Sonraki sene bir Fenerbahçe derbisinde Can Bartu yanıma gelip “Senin burada ne işin var? Fener’e gel!” dedi ve o yıl beni transfer ettirdi.

Galatasaray’da da bir süre oynamış mıydınız?

Oynamak denir mi bilmiyorum ama genç takımda kısa bir süre oynayıp Beşiktaş’a döndüm. Beşiktaş’ın ayrı bir kültürü vardır. Tabii bir de Süleyman Seba gibi bir insanı tanımanın da dönmemde payı vardı.

Selim-Soydan-1024x754

Selim Soydan’ın Beşiktaş günlerinden… (En arkada sağdan ikinci)

1961 yılında Fenerbahçe’ye amatör futbolcu olarak transfer olmuş, bu şekilde oynamaya devam etmişsiniz. Nasıl bir sistem vardı o dönem?

Profesyonellik sonradan geldi. O dönem ile şimdiki durum arasında dağlar kadar fark var. O zaman yıllarca amatör olarak kalabiliyordun.

Fenerbahçe’ye transferiniz, iki kulüp arasında kriz yaratmış. Bu size nasıl yansımıştı?

Annem hasta olduğu için kulüpten para istemiştim, alamadım. Babamdan izin aldım, anneme bir katkım olsun istedim. İyi ki o kararı vermişim, iyi ki “Fenerbahçeli Selim” olmuşum. O kararla hayatım değişti.

Can Bartu gibi, Lefter gibi efsanelerle birlikte oynamış biri olarak, oynadığınız en yetenekli futbolcu kimdi?

İki tip oyuncudan bahsedeceğim size: Birincisi Cemil Turan gibi futbolcular. Onun transferine de ben vesile olmuştum. İstanbulspor’a karşı oynadığımız bir maçta ayağından topu alamamıştık. Topu aldı mı gidiyor! Menajerimiz Fikret Arıcan’a “Abi, alalım bu çocuğu” dedim, o yıl kaçırdılar. Bir de Can abi gibi, Oğuz gibi futbolcular var. Orta saha ile forveti birbiriyle kaynaştıran adamlar. Zor bulunurlar.

Siz hangi mevkilerde oynamıştınız?

Önce sol açık oynuyordum, oradan orta sahaya aldılar ve hep orada kaldım.

Saygı duyduğunuz onca futbolcuyla oynarken neler yaşadınız? Unutamadığınız bir anınız var mı?

Lefter abi iki kere üst üste penaltı kaçırdıktan sonra “Ben artık atmayacağım, sen at” dedi. Altay maçında penaltı oldu, topu diktim, tam vuracakken “Dur, ben atayım” dedi. “Buyur abi” deyip çekildim. Kaçırdı. O sinirle bir hatırımı sordu! “Niye bıraktın ulan bana!” dedi. Ne kadar hırslı bir adam olduğunu anlayın işte. Çok güzel insanlarla oynadım. Şükrü Birant mesela. Eskiden bekler hücuma asla katılmazdı ama Şükrü abi o yıllarda bugün aranan beklerdendi.

hulya-kocyigit-6-761x1024

Takım arkadaşlarınızla kulüp dışında iletişiminiz nasıldı?

Can abinin basketbol maçlarına gidip ona tezahürat yapardık. Türkiye’nin en şık futbolcusuydu. Dünyada Puşkaş’tan sonra en iyi sol ayağı olan odur.

Arkadaşlarınıza şakalarınızla çok çektirmişsiniz. Anlatılacak gibi olanlar var mı?

Hepsi çok fena! Neler yaptım, anlatmaya utanıyorum! Fenerbahçe’de oynarken kola markalarından biri lüks bir araba veriyordu. Şişeyi açacaksın, kapağın altında arabanın ismi yazıyorsa arabayı alacaksın. Yemekhanedeki şişelerden birini açtım, bir ressama gidip kapağın altına güzelce arabanın ismini yazdırdım. Kapağı geriye kapatıp, garsona şişeyi hangi arkadaşıma vereceğini söyledim. Yemek yiyoruz, kolalar geldi. Bizimki şişeyi açıp “Buldum!” diyerek masadan kalktı, koşarak kola fabrikasına gitti! Cep telefonu da yok ki yoldan çevireyim! Adamın düştüğü durumu düşün! Beni mahkemeye verecekti, zor sakinleştirdik.

Rakiplerinizin maç içinde dikkatini dağıtmak için taktikleriniz varmış. neler yapardınız?

Bunları anlatamam, çok ayıp!

Hülya Koçyiğit’i evlenmeye ikna edebilmek için bütün takımı seferber etmişsiniz. Neler yapmıştınız?

Büyükada’da kamp yapıyoruz. “Hülya Koçyiğit burada film çekecek” dediler. Takım arkadaşım Ercan (Aktuna), aynı zamanda oda arkadaşımdı. “Tanıştırsana bizi” diye tutturdum. “O senin bildiğin kızlardan değil” dedi. Mahalleden arkadaşıymış. Ertesi gün baktım yan yana duruyorlar. Gidip “Hani bizi tanıştıracaktın?” dedim. Mecbur kaldı tabii. Ondan sonra kovalayan ben oldum. Setlere gitmeye başladım. Utanma falan yok! Önce çok karşı koydu ama bir şekilde ikna ettim. Türkiye’nin en hoş, en şöhretli kadınıyla evlendim. 49 yıl olmuş. Hayatımda yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadım. Yavaş konuştuğum için herkes çok içtiğimi sanıyor ama bugüne kadar ağzıma içki sürmedim. Neler dediler hakkımda! Kumar oynadım bak, o doğru işte!

Nasıl bıraktınız kumar oynamayı?

Bir gün, bir gece kulübünde para kaybettim. Sabaha karşı eve gittim. Anahtarla kapıyı açmaya çalışırken Hülya hanım açtı. Aklımdan “Bir şey söylese de kavga edip rahatlasam” diyorum ama tek kelime etmiyor! En sonunda “Sana bir çorba yapayım” dedi. Böyle bir şey olabilir mi? Dayanamayıp “Sen ne biçim bir kadınsın. Suçlu olduğumu biliyorum ama sen hiçbir şey söylemiyorsun” dedim. “Hatalı olduğunu bir gün anlayacaksın” dedi. Ben de ona o sabah söz verdim ve bir daha kağıda elimi sürmedim.

hulya-kocyigit-8-1024x646

O dönemin en popüler kadını Hülya Koçyiğit ile evlenmişti

Futbolculuğunuzda da oynar mıydınız?

Oynamam mı! Bir gün takımdakilerle odada oynuyoruz, hoca kapının altından oyun skorlarını not tuttuğumuz kağıdı attı, “Ne yaptığınızı biliyorum” diyor! Bir gün de dört kişi odada poker oynarken bizi almayı unutmuşlar, takım otobüsü gitmiş, haberimiz yok!

Evliliğinizden sonra sahada ne zaman hata yapsanız eşinizle ilgili sesler yükseldiği için mi futbolu bırakmıştınız?

Doğru. Günah keçisi her zaman göz önünde olan insanlardır. Benim için de öyle olmuştu. Sahada biraz düşüş göstersem hemen söylenmeler başlıyordu. Futbolu erken bıraktım ama asla pişman olmadım. Hayattaki en büyük şansım eşimdir.

Geriye dönüp baktığınızda hangi maçlarınızla, hangi dönemdeki performansınızla gurur duyuyorsunuz?

1966-67 sezonunda, yani altı kupa kazandığımız sezonda çok iyi oynamıştım. Teknik direktörümüz Molnar’dı. TSYD Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası, Başbakanlık Kupası, lig şampiyonluğu ve Türkiye Kupası’nı aldık; sezon sonunda da Balkan Kupası’nı kazandık.

Eskiden kupa maçlarında kazananı 120 dakikadan sonra para atışı belirliyormuş. Siz hiç şanslı taraf oldunuz mu?

Para atışlarını bana yaptırtmazlardı çünkü hile yapardım!

Para atışında ne yapabilirsiniz ki?

Neler yapılmaz ki!

Selim-Soydan6-1024x752

Fenerbahçe’de olduğu sürece vazgeçilmezdi

Souness’ın Kadıköy’e bayrak diktiği maçtan önce “Bir önceki sezon Saftig’i nasıl yolladıysak bu sefer de Sounnes’ın biletini keseceğiz” demişsiniz. O olaydan sonra herkes gibi kendinizi suçladınız mı?

Doğrudur, Souness’ı kızdıracak şeyler söyledim ama o planlanmış bir işti. Bayrak yedek kulübesinin içinde mi duruyordu? Maçtan sonra verildi tabii.

Fenerbahçe’de yönetici olarak görev aldığınız dönemde krizleri nasıl yönetmiştiniz?

Kriz demeyeyim ama çok şeyler yaşadık tabii. Ali Şen gibi bir insanla çalıştım, Şadan Kalkavan gibi bir abiye sahip oldum. Ali Şen, bana göre bir okuldur; ondan çok şey öğrendim. İki şey anlatacağım: Metin Aşık zamanı Hollanda’da kamptayız. Ali abi kampta bizi ziyarete geldi. O sezon takımda beş yabancı oyuncumuz vardı. Her birine ayrı ayrı kendi dilleriyle hitap etti. İkinci şey daha önemli: Onunla birlikte teknik direktör Carlos Parreira’yla görüşmeye gittik. Sözleştiğimiz yerde 10:30’da buluşacağız. Biz 10:00’da oradaydık ama 11:30 oldu, adam yok! “Kalk, gidiyoruz!” dedi. O gün yalvardım, ağladım. “Futbolcularımız bu adamı Brezilya Milli Takımı teknik direktörü olarak izledi. Bu adam bizi şampiyon yapar” dedim. Hayatım boyunca ağladığım sayılıdır ama iyi ki ağlamışım. 20 dakika daha bekledik ve bizi şampiyon yaptı.

Yöneticiliğinizde bir şampiyonluğunuz daha var. O şampiyonluk nasıl gelmişti?

Şadan abiyle birlikte Aziz Yıldırım’ın yönetimindeydik. Aziz Bey, Parreira’yla sözlü olarak anlaşmıştı ama yönetimin fikrini aldı. Sıra bana gelince “Parreira bizden ayrıldıktan sonra iyi yerlerde çalışmadı, bizi şampiyon yapması çok zor. Benim adayım Mustafa Denizli, onu almazsanız karara şerh düşeceğim” dedim. O sezon Mustafa Denizli’yi aldık ve şampiyon olduk.

Fatih Terim’e de teknik direktörlük teklif ettiğiniz doğru mu?

Doğru, hatta ben gittim. Galatasaray’da yaptıkları ortadaydı. “Onu yerinden oynatalım, yoksa şampiyonluğu zor görürüz” dedim. Oyunun kanunu bu, önce rakibini zayıflatman gerek! Fatih de sağ olsun teşekkür edip nazikçe reddetti. Olabilir. Sonra da Milan’a gitti, Mustafa da bizi şampiyon yaptı.

İstanbul 1. Amatör Lig’deki Tophane Tayfun’u şampiyon yaptıktan sonra neden teknik direktörlüğe devam etmediniz?

Bana göre bir iş olmadığını anladım.

Futbolu bıraktıktan sonra film sektörüne girmiştiniz. Ticarette nasıldınız?

O yıllarda sadece erotik filmler çekilmeye başlanmıştı. Hülya’ya “Böyle giderse kariyerin biter, ben gireyim bu işe” dedim. “Yapma, paran batar” dedi ama dinlemedim. Bana yardım etti ve müthiş filmler çektik. Kurbağalar, Derman… Kurbağalar filminde Hülya’nın yaptıklarını başka kimse yapmazdı. Saatlerce pis derenin içinde, bir çıkıyor bacaklarına sülükler yapışmış. 54 film çektik, 15’inde o oynadı. O işi de sevdim, çok renkli bir iş. Benim avantajım Hülya’ydı. Adile Naşit’le bile film çekmiştik.

selim-soydan

KANKA SORUSU

Ordu Milli Takımı’yla İspanya’ya gittiğimizde sürekli takıma yiyecek, içecek ısmarlamıştın. Sonra anlamıştık ki bütün hesabı albayın odasına yazdırmışsın! Böyle bir şeye nasıl cesaret ettin?

-OGÜN ALTIPARMAK-

Albayın beni sevdiğini biliyorum, bir de maçlar iyi gittiği için kızmayacağını biliyorum. Öyle bir şaka yapayım dedim. Yoksa yapar mıyım o deliliği! Askeriz sonuçta, ne olacağı belli mi olur!

Söyleşi: Hilal Gülyurt

,

Yorum Yaz