Menü İcon

Beşiktaş'ın unutulmayan efsanesi: Stefan Kuntz

Beşiktaş’tın 1995-96 sezonun efsanevi oyuncusu Kuntz, bir türlü unutulmuyor. Peki Beşiktaş ilk antrenmanını neden unutamıyor? Peki Kuntz, polislik günlerini nasıl hatırlıyor? Euro 96’daki İngiltere maçını niçin tekrar izleyemiyor?

Röportaj Gazetesi

Beşiktaş'ın unutulmayan efsanesi:  Stefan Kuntz

Beşiktaş’ta 1995-96 sezonunda oynayan Stefan Kuntz’dan bahsedildiğinde hemen hemen hepimizin aklına gelen şey aynıdır: İnönü Stadı’nın “Kuntz! Kuntz! Kuntz!” diye inleyişi!

Beşiktaş’ta oynadığınız dönemde sırf sizi izlemek için Almanya’dan gelen taraftarların olduğu doğru mu?

Yıllar sonra benimle röportaj yapmak için Türkiye’den Almanya’ya bir kadının geleceğini asla tahmin etmezdim (gülüyor). Şaşkınım. O kadar şaşkınım ki sorunuzu unuttum! Evet, 100 kişilik bir grup gelmişti bir seferinde. Ara ara izlemeye gelenler oluyordu ama hiç o kadar fazla olmadıkları için dikkat çekmiyordu. Çok mutlu olmuştum. Almanya’da ve Türkiye’de bunu haber yapmışlardı.

Almanya’ya döndüğünüzde de Beşiktaşlılar sizi buldu mu?

Türkiye’den geldikten sonra Bielefeld’e gitmiştim. Oradaki Türklerden benimle görüşenler olmuştu. İstanbul’u çok sevdiğim için onları gördüğümde çok mutlu oluyordum.

Beşiktaş’tan ayrılmayı siz mi istemiştiniz?

Elimde olsa daha uzun kalırdım. Eşim İstanbul’u benden daha çok sevdiği için o da kalmak istiyordu ama Christoph Daum gittikten sonra benim de takımdan ayrılmam gerekti.

575e727c412e68a79f00001e

Beşiktaş’ta sadece bir sezon kaldınız ama Beşiktaşlılar sizi gelmiş geçmiş en iyi yabancı transferlerden biri olarak kabul ediyor. Kendinizi nasıl böylesine kabul ettirdiniz?

Beşiktaş beni transfer ettiğinde Şampiyonlar Ligi’nde başarılı olmak istiyordu. İlk maçımızı Rosenborg’la oynadık. Deplasmanda 3-0 kaybettik, ikinci maçı İnönü Stadı’nda 3-1 kazandık. İnönü’de iki gol attım. Belki Beşiktaş için çok önemli değildi ama kişisel olarak bakarsam kariyerim için çok önemliydi. Beşiktaş’ta oynamaya başlar başlamaz bu golleri atınca kendimi de kanıtlamış oldum. Taraftar beni daha kolay kabul etti.

Beşiktaş taraftarı size “Kuntz! Kuntz! Kuntz!” diye bağırırdı. Nasıl etkilenirdiniz o sesten?

İlk maçıma çıkmadan önce Rıza bana “Taraftar seni ‘Buraya, buraya’ diye çağırdığında gidip üçlü çektir demişti. Nasıl yapılacağını da gösterdi. Sahaya çıkınca diğer futbolcuların ne yaptığına baktım. Ertuğrul’la Şifo Mehmet gidip, Rıza’nın dediğinden yaptı. O zaman benimle dalga geçmediklerini anladım. Taraftarlar “Kuntz! Kuntz!” diye bağırdığında kendimden geçtim. Onlar aslında bizim hazır olup olmadığımızı anlamaya çalışıyordu. Bizi motive etmeye çalışıyorlardı ve çok güzellerdi. Buraya! Buraya!

Arkadaşlarınızın sizinle dalga geçtiği bir şeyler olduğu için mi başta inanmamıştınız?

Her şeyle dalga geçerlerdi. Çok sevmiştim hepsini. Yabancı oyuncuları Süleyman Seba’yla korkuturlardı. Seba’yı görünce doğru olmadığını anladım çünkü o bugüne kadar tanıdığım en iyi başkan. Seba fazla ortada görünmezdi ama Daum ve Serdar Bilgili futbolculara çok yardımcı olurdu. Alpay çok komik bir insandır. Bir gün Seba’nın geleceğini duyduk. Alpay birden ciddileşti. Meğer başkandan çok korkuyormuş. Seba gelip her birimizin ayrı ayrı halini sordu, hepimizle sohbet etti. O zaman da takımdaki bütün futbolcular askere gitmekten korkuyordu. Çünkü takımdaki herkes asker kaçağıydı! Süleyman Seba bir şeyler söyledikçe bizimkilerin yüzü değişti. “Hepiniz askere gitmek zorunda olduğunuzu biliyorsunuz. Bazılarınıza İstanbul, bazılarınıza Van düşebilir. Dikkat edin” demiş.

Stefan-Kuntz-6x4-600x400-555x370

İstanbul’da neler yaptınız? Gezme fırsatınız oluyor muydu?

Bir gün Almanya’dan gelen iki arkadaşım ve Serdar Bilgili ile bir yere yemeğe gittik. Serdar Bilgili’den ayrıldıktan sonra da Etiler’deki bir bara geçtik. İçeri girdiğimizde inanılmaz bir atmosfer vardı. İngilizce konuşabilen çok güzel kadınlar vardı, müthiş müzikler çalıyordu. Kendimizi kaybettik! Eğlenirken saatin nasıl geçtiğini anlamamışız ve saat 11 olmuş. O zaman da ligde dördüncü sıradaydık. Bu yüzden kulüp, futbolculara gece 12’den sonra sokağa çıkma yasağı koymuştu. Saat 12’ye yaklaşınca arkadaşlarım bana saati söyledi. “Eve gitsen iyi olur” dediler. Hiç umursamadım. Oynamaya devam ederken Christoph Daum’u gördüm. Bana uzaktan saati gösterdi. Uzaktan ellerimi birleştirerek biraz daha kalmak için yalvarmaya başladım. Aradan birkaç dakika geçmeden biri omzumu arkadan dürtmeye başladı. Arkama bir döndüm, Serdar Bilgili! O da bana saati gösterdi. Mecburen çıktım. Ben çıkarken yüzlerce insan daha yeni eğlenmeye gelmiş, o mekâna girmeye çalışıyordu. Sadece bir aptal oradan çıkmaya çalışıyordu, o da bendim (gülüyor)! Eve gidip uyudum. Sabaha karşı uykudan uyanıp tuvalete gittim. Tuvaletteyken o eğlence mekânında bıraktığım arkadaşlarım daha yeni eve geldi. Tuvaletten çıkmak istememiştim (gülüyor). Bu olay tek bir kişinin hoşuna gitti o da eşim.

Daum ve Serdar Bilgili orada sadece futbolcuları evlerine göndermek için mi duruyordu sizce?

Ben de şüphelendim ama bu benim eve gitme gerçeğimi değiştirmedi (gülüyor). İlk günlerimden unutamadığım birkaç şey daha var. Beşiktaş’taki ilk antrenmanımı da unutamıyorum. Antrenmandan sonra soyunma odasında soyunup, duş almak için kabinlerin olduğu yere gittim. Sonra bir baktım bütün futbolcuların üzerinde şort var, ben çırılçıplağım! Kendimi çok kötü hissettim (gülüyor). Herkes çok gülmüştü. Rıza gelip “Biz şortumuzu çıkarmıyoruz ama sen nasıl istersen öyle duş al” dedi.

Daum sizi sağ bek, sol bek, orta saha, forvet gibi nerede boşluk varsa orada oynattı. Zor muydu sizin için?

Hiç zorluk çekmedim çünkü Daum beni Almanya’dan tanıyordu ve opsiyonlarımı biliyordu. Ertuğrul Sağlam gibi bir forvetimiz vardı ve ondan memnunduk. Bu yüzden Daum beni başka yerlerde kullandı.

Nasıl o kadar dayanıklıydınız? Beşiktaş’ta bütün futbolcular dökülürken siz nasıl sakatlanmıyordunuz ve maçları bırakmıyordunuz? Beşiktaş öyle bir durumdaydı ki bir maçtan sonra “Galatasaray 2- Kuntz 1” gibi manşetler atıyordu…

O zaman gazeteleri tercüme ettirirdim. O manşetleri hatırlıyorum. Bende yüzde 30 yetenek vardı, gerisi çalışmaydı. Aklımla ve kalbimle oynuyordum. Bundesliga’da oynadığım için Beşiktaş’a hazır olarak gitmiştim. Beşiktaş’ta takımdakiler bana “ihtiyar” diyordu. Sürekli idman yapıp kendimi hazır tuttuğum için kolay kolay sakatlanmıyordum. Recep, Alpay, Rıza… Hepsi çok iyi çalışırdı. Tek sorunu olan kişi Sergen’di.

Takım arkadaşlarınızla idmanların, maçların haricinde de görüşür müydünüz?

Sadece Raimond Aumann benimle görüşmek istemiyordu (gülmeye başlıyor). İstanbul’daki üçüncü günümde araba kullanacağım diye tutturdum. Kalecimiz Raimond çok korkak bir adamdı. Bana “Hayır kullanmayacaksın, ben de senin arabana binmeyeceğim!” dedi. İdmandan sonra dediğimi yaptım. Raimond da arabadaydı (gülüyor). Etiler’e gitmeye çalışırken bir baktık Boğaz Köprüsü’nün girişindeyiz. Sağıma soluma baktım bir çıkış da yok. Raimond arabanın içinde kriz geçirmeye başladı. Sanki köprüden geçersek bir daha asla dönemeyeceğiz! Raimond bağırıp çağırırken köprüyü geçtik. Nereye gittiğimizi bilmiyorum ama geri dönmek için çok uğraştık. En sonunda arabayı bir yere çekip etrafıma bakınmaya başladım. Raimond ağladı ağlayacak gibiydi (gülüyor). Bir polis arabası görünce peşinden koşmaya başladım. Polise İngilizce durumu anlatmaya çalıştım. Anlamadı (gülüyor). Sonra oradan geçen biri beni tanıdı. Kaybolduğumu anlayıp gülmeye başladılar. Fotoğraf çektirdiler, bir şeyler imzalattılar. “Galatasaray’a gol yok!” dedi biri. Raimond’ı görünce daha çok eğlendiler. Sonra da önümüze arkamıza arabalar geçti ve bizi tesise kadar götürdüler. Raimond benimle bir süre konuşmadı (gülüyor).

Polislere meslektaş olduğunuzu söyleyememişsinizdir ama sizin yıllarca polis olarak çalışğınızı duymuştum. Neler yaşadınız polisken?

Buradaki polislerde Türkiye’dekiler gibi bir futbol sevgisi yok. Altı sene polis olarak çalıştım. Bochum’a gittiğimde bir taraftan profesyonel futbolculuk yapıyordum bir taraftan da polistim. Bazen çevik kuvvet olarak, bazen de trafik polisi olarak görev yapıyordum. Günde iki idman yaptığımız zaman komiserimden izin alıyordum, tek idman olduğunda zaten sorun olmuyordu. Bir gün polis otosuyla göreve çıktık. Bir caddenin başında bekliyorduk. Bir araba, yaya yolunun üzerinde durdu. Almanya’da trafik cezaları çok ağırdır ve yaya yolunun 5 metre yakınında kimse bekleme yapamaz. Komiserim bana “Şimdi arabadan iniyorsun ve o arabaya cezasını veriyorsun” dedi. “Tamam” deyip indim. Ben arabaya doğru giderken arabadan üç çocuk ve bir kadın çıktı. Kadının kucağında ağlayan bir bebek ve paketler, bir taraftan diğer çocuklara sahip çıkmaya çalışıyor… Ben de o sırada kendimi tanıtıp, ceza yazıyorum. Kadın konuşmama fırsat vermeden, “Ne ceza yazarsan yaz! Kucağımdaki çocuk altına sıçtı, şu gördüğün sabahtan beri ağlıyor, diğeri zaten tam bir baş belası!” dedi. Kadın markete gitti, ben de arabaya döndüm. Komiserim ceza yazmadığımı duyunca bana “Bence sen futbolla daha fazla ilgilen” dedi. O gün polisliği bırakmaya karar verdim.

Bundesliga’da iki gol krallığınız var ve oynadığınız toplam 449 maçta 179 gol atarak bu ligde en çok gol atan altıncı oyuncu olmuşsunuz. Bu hâlâ geçerli mi?

Benden önce Gerd Müller gibi isimler vardı. Artık bu konuda beni geçen yok.

O zaman gol atmak daha mı kolaydı?

Hayır (Cevabı o kadar net veriyor ki gülmeden duramıyoruz)! Eskiden futbolcular bu kadar kolay ülke değiştirmiyordu. Şimdi baktığınızda özellikle golcü oyuncular futbolu bırakana kadar birkaç ülke görüyor. Ben uzun süre Almanya’da oynadım. Sadece bir sene Beşiktaş’ta oynadım. Ondan kaynaklanabilir.

Almanya’nın Avrupa şampiyonu olmasında payınız büyüktü. İngiltere’ye attığınız gol hâlâ unutulmadı. Siz neyi unutmadınız?

Milli takıma gittiğimde 30 yaşımdaydım (gülüyor). Sanırım bu konuda tarihe geçtim. 33 yaşımda Avrupa Şampiyonası’na katıldım. Benim için çok önemli bir dönemdi. Yaşımdan dolayı her şeyin tadını çıkarmaya çalışıyordum. Tecrübeli oluşum o turnuvada takımımın da çok işine yaradı. Bu zaman oldu hâlâ o maçı izleyemiyorum. İzlersem ne hale gelirim bilmiyorum. Düşününce bile tüylerim ürperiyor.

Türk futbolseverlere bir mesajınız var mı?

Herkese selamımı söyleyin, özellikle de Beşiktaşlılara. Karakartal başarı! Siyah-beyaz şampiyon Beşiktaş! Anlıyorsun?

Söyleşi: Hilal Gülyurt

,

Yorum Yaz