Menü İcon

Ayça Bingöl: ''Türk halkı acıklı hikayeleri seviyor''

''Öyle Bir Geçer Zaman Ki'' dizisinin Cemile'si hayatın tüm zorluklarına karşı tek başına mücadele etmişti. Ayça Bingöl, güçlü kadın profiliyle öyle bir özleştirildi ki, Kanal D'de başlayacak ''Babam ve Ailesi'' dizisinde de cefakar kadın rolüne bürünecek.

Röportaj Gazetesi

Ayça Bingöl: ''Türk halkı acıklı hikayeleri seviyor''

Çocukları için hayatla mücadele eden anne... Seyirciye ekrandan hep bu rollerle seslendi. Canlandırdığı karakterler o kadar sevildi ki hepimizin hafızasına güçlü anne figürü olarak kazındı. Oysa çocuğu yoktu. Taa ki bu yıla kadar. Ayça Bingöl, bu yıl ikiz bebeklerini kucağına aldı. Şimdi daha deneyimli bir anne olarak karşımıza çıkıyor. Ayça Bingöl’le Kanal D’de yeni başlayacak dizisi ‘Babam ve Ailesi’ için buluştuk...

Uzun zamandır “Ne çektin be Ayça” demek istiyordum size...

- Neden?

2010 yılında yayımlanan ‘Öyle Bir Geçer Zaman ki’ dizisinden beri ekranda kesintisiz ağlıyorsunuz da ondan...

- Çok şükür ben çekmiyorum ama canlandırdığım karakterler biraz çekti gerçekten (Gülüyor). Cemile karakteri o kadar çok akıllara kazındı ki insanların beni öyle anması ve hatırlaması, o etiket altında beni düşünmeleri artık normal geliyor.

Güzel bir kadınsınız. Bu sürekli ağlayan, içli ana rolleri sizin tercihiniz mi?

- Hayır, arz talep meselesi... Türk halkı ağlamamı seviyor herhalde. Samimi ve içten buluyorlar, beni hep öyle görmek istiyorlar. Bu durumu kırmak için ‘Benim Adım Gültepe’ dizisinde daha başka türlü bir karakter canlandırdım ama izleyici pek benimsemedi. Bu, Yeşilçam döneminde de vardı aslında. İzleyici oyuncuyu hep belli bir rolle özdeşleştirip öyle görmek isterdi.

57dbb9f218c7730ca407c007

Oyunculuğunuz bir noktadan sonra kısırdöngüye girmiyor mu?

- Diğer rolleri zaten tiyatro sahnesinde oynuyorum.

Ekranda izlediğimiz melankolik kadın ne kadar sizsiniz?

- Genelde daha neşeliyim.

Peki yeni diziniz ‘Babam ve Ailesi’nde yine bir anne rolüyle mi karşımızda olacaksınız?

- Elbette. Tek başına hayatını çocuklarına adamış bir kadın Nilgün karakteri. Çok gençken Kemal’le (Bülent İnal) saf bir aşk yaşıyor. Ama bu aşkın mutlu bir sonu yok. Ayrılıyorlar. İkizleri oluyor ve onları Adana’da tek başına büyütüyor Nilgün. Bu sırada Kemal de başka biriyle evlenmek zorunda kalıyor. Sonra bu iki ailenin yolu bir kaza sonucu kesişiyor.

MERHAMET DUYGUM GELİŞTİ, KALBİM YUMUŞADI

Sizin bu tip işleri seçmeniz garanticilik mi?

- Öyle demeyelim, hangi iş içime sinerse onu kabul ediyorum. E bana da bu tip işler geliyor. Yoksa bir sitcom’da oynamayı çok istiyorum.

En klişe şekilde sorarsam her gün yeni bir dizinin başladığı ekranda neden sizinkini izleyelim?

- Geniş skalada bir izleyici kitlesine hitap ediyoruz. Ailenin gençleri gençlere, bizim hikâyemiz daha dram sevenlere yönelik. Adana’da mazbut bir hayatı izlerken, İstanbul’da şehirli ve şaşaalı hayatı göreceksiniz.

57dbb9e918c7730ca407bffb

Bundan birkaç sene önce evlat edinmeyi düşünürken birden ikiz bebek sahibi oldunuz. Sürpriz miydi?

- Tüp bebek yaptık. Çok şükür Allah verdi. İkiz olması tamamen tesadüf. İsimleri Aylin ve Leyla. Altı aylıklar.

Kızlarınız hayatınızı nasıl değiştirdi?

- 180 derece... Çocuklardan sonra bambaşka biri oldum, dünyam değişti.

Neler oldu?

- Merhamet duygum daha da gelişti, kalbim daha yumuşadı. Önceliklerim değişti. Galiba bir de anne olmanın en zor yanı, ufak da olsa hep bir endişe taşımak. Eşimle birlikte bu yeni duruma adapte olmaya çalışıyoruz. Onları iyi, doğru ve huzurlu insanlar olarak yetiştirmek için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

İki bebekle aynı anda ilgilenmek zor olmuyor mu?

- Çok kolay olduğunu söyleyemem. İlk bir ay başta eşim olmak üzere annem ve kız kardeşimle birlikte baktık. Daha sonra aramıza katılan bakıcımızla iyi bir ekip oluşturduk. Aslında ocak ayına kadar çalışmak istemiyordum ama bu projeyle sete döndüm. Yapım şirketi çocuklarla daha çok vakit geçirmem için bana olanak sağladı.

57dbb9e918c7730ca407bff9

Bebeklerinizi hiç görmedik. Neden saklıyorsunuz?

- Şu an çok küçükler. Kendi irademle onların fotoğraflarını paylaşmak da istemiyorum. Bu tamamen bir tercih.

ONUN SİLAHŞOR RUHUNA VURULDUM

Sizin hikâyeniz nerede başlıyor?

- İTÜ Kimya bölümünü oyuncu olmak için bırakmamla...

Aileniz çıldırmadı mı?

- Annem destek oldu ama babam -Allah rahmet eylesin- başlarda pek istemedi. Ama sonra İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümünü kazandım. Onun hayali benim üniversite bitirmemdi. Bu sayede ikna oldu. O sırada okulda eşim Ali’yle tanıştım.

Nesine vuruldunuz?

- Silahşor ruhuna. Mücadeleci ve kahraman bir adam. Bir sürü şeyin karşısında dimdik durabilir.

57dbb9e918c7730ca407bff7

20 yıldır birliktesiniz... Bu kadar sürede aşk nasıl şekil değiştiriyor?

- 19 yaşımdayken eşimi tanıdım. 21 yaşında flört etmeye başladık. 26 yaşımda evlendik. Böyle söyleyince kulağa çok uzun geliyor (Gülüyor). Aramızda sevgi ve aşk tabii var ama ilk günkü gibi bir heyecanın olması mümkün değil. Aşk çok başka türlü bir dönüşüme uğruyor. Hayat arkadaşlığı, yoldaşlık denen şey, gerçekten çok doğru.

Uzun süreli ilişkinin sırrı ne?

- Hayata aynı noktadan baktığın ve hayatın karşısında el ele tutuştuğunda bir sürü şeyin üstesinden geliyorsun.

ÇOK TIRMALADIM

35 yaşından sonra geniş kitleler sizi tanıdı. Peki şöhretin ilişkiyi sarsıntıya uğrattığı zamanlar oldu mu?

- Hiç yansımadı. Bizim hayatımız standart bir Türk ailesi gibi. Herkes evinden işine, işinden evine gidiyor. Dostlarımızın çoğu lise arkadaşlarımız.

Peki şöhret size neden bu kadar geç geldi?

- Çok tırmaladım. Eşim ve benim işsiz kaldığımız, depresif zamanlarımız, mesleğimize dair umutsuzluğa düştüğümüz anlarımız oldu. Yıllarca oyunculuk yaptım ama insanlar beni dediğin gibi 35 yaşımda tanıdı. Hiçbir şey göründüğü kadar kolay değil. Hiçbir şey bir anda ya da sadece şansla olmuyor.

57dbb9e918c7730ca407bff5

SANATÇININ KENDİNİ SANSÜRLEMESİNDEN DAHA TEHLİKELİ NE OLABİLİR?

Gündemle ne kadar ilgilisiniz?

- Apolitik değilim. Yalnız her duruma karşı fikrimi illa da beyan etmek zorunda hissetmiyorum.

Sistem ve sanat arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

- Maalesef, özellikle son yıllarda doğrudan bir etkileşim oldu. Bu da çok rahatsızlık verici. Ben bir kuruma bağlı çalışmıyorum, özel tiyatrodayım, bu yüzden şahsi olarak fazla baskı hissetmiyorum. Ama tabii özel de olsa yaptığınız oyunlardan ötürü devlet desteğinizi kesebiliyorlar. Yine de biz Oyun Atölyesi’nde istediğimiz oyunları sahneliyoruz.

Sansür korkutuyor mu?

- Evet. Herkes temkinli ve otosansür uyguluyor kendine. Bir sanatçının kendini sansürlemesinden daha tehlikeli ne olabilir?

Bir öpüşme ya da sevişme sahnesinin ‘Ayça Bingöl sevişti’ şeklinde her yerde anons edilmesi ve günlerce konuşulması sizi rahatsız ediyor mu?

- O kadar zavallıca görüyorum ki bu hareketleri. Bunlarla uğraşacak halim yok, umurumda değil, istediklerini yazsınlar.

Ayça Bingöl’ün Bülent İnal ve Ceyda Düvenci ile başrolü paylaştığı ‘Babam ve Ailesi’ pazartesi saat 20.00’de Kanal D’de başlıyor.

Söyleşi: Hakan Gence

,

Yorum Yaz