Menü İcon

Ali İhsan Varol: Bizim biraz birbirimizi sevmemiz lazım

16 yıldır televizyonculuk yapan Ali İhsan Varol (39), yedi yıl boyunca ‘Kelime Oyunu’yla ekranlardaydı. Gezi eylemleri sırasında ‘TOMA, çapulcu, gözaltı, şiddet’ gibi kelimeleri ekrana taşıyınca dikkatleri üzerine çekti.

Röportaj Gazetesi

Ali İhsan Varol: Bizim biraz birbirimizi sevmemiz lazım

Program önce bant yayına geçirildi, sonra kanal değiştirdi, bir süre sonra da yayından kaldırıldı. Varol, bir süre ‘Kardeş Payı’ dizisinde rol aldı. Şimdilerde ‘Etimolojik Cahil Cesareti’ isimli bir gösteriyle sahnelerde...

Artık televizyonda iş bulamıyor musunuz?

Bir senedir hiçbir teklif almadım. Ben de bir iş ortaya koyup onu satmaya çalışmadım. Biraz memur, işçi zihniyetliyimdir ben; biri bana iş verir, ben onu yaparım. Ticaret kafam yoktur.

Daha önceden teklifler alıyor muydunuz?

‘Kelime Oyunu’nu yaparken haftada en az bir-iki teklif gelirdi. Bıçak gibi kesildi.

Neden peki?

Bilmiyorum. Aslında çok da ucuza çalışan bir televizyoncuyum. Ama belki de insanlar artık beni televizyonda görmek istemiyor ya da yapımcılar benimle çalışmak istemiyordur. Ben altında bir şey aramıyorum. ‘Aslında ben neler yapardım da, önümü kestiler’ gibi şeyler düşünmek istemiyorum. Çünkü oraya takılı kalırsanız yeni bir adım atamazsınız. Zorla kendimi televizyona sokacak değilim. Bir abimiz çok uzun zamandır böyle bir gösteri teklif ediyordu. Ona tamam dedim.

‘YÜZÜ ESKİDİ’ DİYOR DA OLABİLİRLER

Akla Gezi eylemleri sırasında ve 17-25 Aralık döneminde yaptığınız yayınlar nedeniyle teklif almadığınız ihtimali geliyor...

Senaryo yazmak istemem. ‘Muhalif bir tavrım var, bu nedenle insanlar benimle çalışmıyor’ gibi bir şey söylemem hem ayıp hem saçma olur. Çünkü kimse bana ‘Sen çeneni tutamıyorsun, biz o yüzden senin programını yayımlamayacağız’ demedi. O programlar nedeniyle teklif almadığım da söylenebilir belki ama şu da söylenebilir; “Zaten yeteneksizdi. Dar bir formatın içinde kaldı. Zaten yüzü de eskidi”. Hangisi doğru? İkisi de iddia

O programlarda ‘suya sabuna dokunmasaydınız’, şimdi nasıl bir hayatınız olurdu?

Dokunmayabilir miydim? Zannetmiyorum. İlla o soruları sorardım herhalde. Taksim’deydi stüdyo. Her gün o meydandan geçip programda hiçbir şey yokmuş gibi yapmak da kolay bir şey değil. İleride çocuklar ‘O günlerde sen ne yaptın’ dediklerinde ‘Ben o sırada harf veriyordum’ diyemezdim. Ortada bir şey vardı. İnsanlar yokmuş gibi davranıyordu. Ben de öyle yapsaydım herhalde ‘Kelime Oyunu’na devam ederdi. Bütün programı -yönetmeni, yapımcısı dahil- altı kişi yapıyorduk. Bu da programın çok ucuz olmasını sağlıyordu. Bir de formatı gereği çabuk eskiyebilecek bir program değildi; insanımız bulmacayı seviyor. İnanılmaz yüksek reytingler almazdı belki ama görevini yerine getirirdi. İki kuruş paraya yapılan ve sevilen bir programı ben kanal yöneticisi olsam tutardım. Ama ‘Boşver, ne lüzumu var, onun yerine bu adamla çalışalım’ diyor olabilirler.

‘Bu kadar çok yapmasa mıydım acaba’ dediğiniz olmadı yani hiç?

Hayır. Eski yarışmacılarımdan ‘Neden siyasetten bahsetmek zorundaydınız’ diyenler olmuştu. Ama ben siyasetten bahsetmedim ki. O dönemde televizyonda geçmeyen kelimeleri sordum. O kadar.

Kendinizi sistemin dışına itilmiş, unutulmuş hissediyor musunuz?

Hayır. Sonuç itibariyle o bir işti. Onu yaparken de ‘İnsanlara ne kadar da faydalı oluyorum’ gibi bir düşünce içinde değildim. Kendimi öğretmen gibi, doktor gibi falan hissetmiyordum. Bir gün yine televizyonda iş yaparım. Televizyonculuk benim için bitmiştir diye düşünmüyorum.

'UMUDUMU KAYBETMEDİM, BU ÜLKEDE SIKINTILARIMIZ HEP OLDU'

Gezi’den sonra pek çok insan büyük hayal kırıklığı yaşadı. Siz?

Umudumu kaybetmedim. ‘Bu ülkeden adam olmaz’ gibi bir düşüncem yok. Bunu biz doğduğumuzdan beri söylüyor insanlar. Hiçbir zaman cennete hali yaşamadık bu ülkede. Sıkıntılarımız hep oldu. Kimi çözülüyor kimi büyüyor. Hâlâ güzel şeyler oluyor memlekette. Hâlâ güzel insanlarımız var. Yeni nesil çok daha özgüvenli. Benim o yaşlarda olduğumdan çok daha ileri noktadalar. Bu insanlar büyüyecek, hayal edemediğimiz şeyler yapacaklar belki de. Gezi zamanı da ‘Oh ne güzel, artık her şey çözülecek’ diye bir düşüncem de yoktu. Farklı siyasi düşüncedeki insanlar bir araya gelmişti. Bu görülmemiş bir şeydi. Ve zariftiler, komiktiler, zekiydiler, güzeldiler... Bu yüzden özel bir şeydi.

14 aylık bir oğlunuz var. Onu dünyaya getirmeye karar verdiğinizde endişeleriniz yok muydu?

Hayır. Biz de çok güzel bir dünyaya doğmadık. O da payına düşen neyse yaşayacak. İstediği şeye ulaşmak için mücadele edecek. Hem kendisi hem insanlık için... Haydarpaşa’nın kullanılmayacak olmasına çok üzülüyordum. Otel yapılacak, kültür merkezi olacak lafları vardı bir ara. Ben yine trenler gelsin istiyordum. O güzel bir şey çünkü. Can bunu göremeyecek diye üzülüyordum. Şimdi öğrendim ki trenler gelecekmiş yine. Mutlu oldum. Ama… Sarıyerliyim ben. Haydar Aliyev Parkı vardır orada. Çok güzel bir manzarası vardır; Boğaz’ın Karadeniz’e açıldığı yeri görürsünüz. O insana bir sonsuzluk hissi verir. Artık orada üçüncü köprü var. O manzarayı göremeyecek. Ne yapalım? O da başka güzel manzaralar görür.

'SAHNEDEN NE DİYECEĞİMİ UNUTMAKTAN KORKUYORUM'

Gösterinin adı neden ‘Etimolojik Cahil Cesareti’?

Adamın birinin televizyonda kelimelerle ilgili program yaptıktan sonra etimoloji üzerine gösteri yaptığını görseydim demediğimi bırakmazdım. Temeli olmayan bir bilgiye sahip olduğum için ‘Yapacağım şey ancak cahil cesareti olabilir’ dedim

Canlı yayın yaptınız ama sahne farklıdır herhalde. Sahne korkularınız var mı?

Sahne, birebir izleyicinin gözlerinin içine baktığın için daha zor. Ne diyeceğimi unutmaktan korkuyorum. Biri buna ‘İbrahim Tatlıses sendromu’ demişti. Cümleye başlarsınız, bir türlü yüklem gelmez ya hani… O çok fena bir şey.

MİZAHÇI DEĞİLİM

Gösterinin başında ‘Beklentinizi düşürün, bu paraya Cem Yılmaz performansı beklemeyin’ diyorsunuz...

Bu ülkede stand up deninca akla gelen kişi, Cem Yılmaz. İki saat gösteri yapıyor, yanaklarınız ağrıyor. Öyle bir şey veremem izleyiciye. Mizahçı değilim. Ne karakterim buna uygun, ne birikimim...

Daha fazla siyaset beklentisiyle gelen oluyor mu gösteriye?

Birkaç kişi söyledi bunu. Şimdiye kadar hiç siyasetle ilgili bir şey söylemedim, söylemeyeceğim de… Keşke söyleyebilecek kadar bir şey bilsem. ‘Bu sorunun çözümü şudur’ diyebilecek olsam, durmam, söylerim.

Siyaset yapmanız için teklif aldınız mı?

Yok. Gülerim öyle bir teklif alırsam. ‘Bu ülkeyi yönetecek kişi arıyoruz’, ‘Kim olsun’, ‘Televizyondaki top sakallı kelimeci olsun’ derlerse, bana kadar düştülerse yani, durum çok vahim demektir.

KENDİMİ TOPARLAMAM LAZIM

Geçiminizi bu gösteriden mi sağlıyorsunuz?

Aşağı yukarı. Ek işler de oluyor; ekstra diye tabir edilen. Ama çok sık değil.

Bundan sonra neler yapacaksınız?

Sahnede olmayı sevdim. Buna devam ederim. Video halinde de yapmak istediğim çok şey var.

Ekrandan uzak olduğunuz dönemde kilo almışsınız…

Evet, televizyonun rutininden çıkmak böyle bir şeye sebep oldu. Spora başladım ama gidemiyorum. Toparlamam lazım kendimi.

DESTEĞE İHTİYACIM YOK ÇOK ŞÜKÜR

Ekşi Sözlük’te hakkınızda 130 sayfa yorum var. Neredeyse tamamı olumlu…

Sağ olsunlar. Birebir, karşı karşıya gelsek fikirleri değişir mi acaba?

Bu kadar iyi yorum üzerinize bir sorumluluk yüklüyor mu?

Aslında yüklememesi gerekiyor. Ama itiraf edeyim; ‘Şimdi öyle yaparsam insanlar ne der’ diyorum bazen. İster istemez biraz daha dikkatli davranıyorsun.

Sahneye çıkmanızı beklerken insanların ‘Her ay gelmeliyiz, ona destek olmalıyız’ dediklerini duydum…

Ailelerinden biri gibi görmeleri, sahip çıkmak istemeleri iyi bir şey. Baba oğluna yapmaz böyle bir şeyi artık. Ama iş olarak baktığınızda da kötü bir şey; ben insanlar güzel vakit geçirsinler diye yapıyorum bunu. Desteklenmeye ihtiyacım yok, çok şükür. Her şey yolunda. 

BEN DE HER ZAMAN ÇOK DÜZGÜN KONUŞMUYORUM

Sahnede ‘ıtırlı’ kelimesini çok kullandınız. Bunun gibi günlük hayatta pek kullanılmayan ama sizin kullanmayı sevdiğiniz başka hangi kelimeler var?

Özellikle sıfatlarda oluyor; bir kelime ağzıma yapışıyor, her yerde kullanmaya başlıyorum

Son zamanlarda popüler olmuş, duydukça sinir olduğunuz bir kelime var mı? ‘Aynen’, ‘sıkıntı’ gibi...

Yok. Dil organik bir şey. Yolculuk eden, nefes alan, büyüyen, küçülen... Atarlanmak diye bir kelime var ya, ilk çıktığında “Bu ne saçma sapan bir kelime” demiştim. 1970 basımı Tarama Sözlüğü’nü bir açtım; orada var. Unutulmuş, sonra tekrar çıkmış. Böyle şeyler olabiliyor

Kelimelerle fazla haşır neşir olan biri olmanın, yanınızda biri, bir kelimeyi yanlış kullanınca çılgınca onu düzeltmek gibi yan etkileri var mı

Kendimi tutamadığım oluyor. Ama sadece çok yakınımdaki insanları düzeltiyorum. Başka yerde söyleyip rezil olmasın diye… Ama ben de her zaman çok düzgün konuşmuyorum. Yeni öğrendiğim bir kelimeyi yanlış kullanabiliyorum. İnsanlar garip bakıyor o zaman. Karıştırabilir insan. Normal şeyler bunlar. 

BU ÜLKEDE KALMAMI SAĞLAYAN ŞEY 17 AĞUSTOS DEPREMİDİR

Bugünün Türkiye’si ile ilgili iki kelime seçin…

Sevgisizlik ve umut. Yılmaz Erdoğan’ın ‘Cebimde Kelimeler’ diye bir oyunu vardı; orada bu birbirimizi sevmeme halinden bahsederdi. “Hiçbir köy yoktur ki yanındaki köyü sevsin” derdi. Hakikaten de öyledir. Bu coğrafyada yaşayanların karakteri haline gelmiş bir şey bu. Ancak büyük bir sıkıntı çıkınca bir araya geliyoruz. Daha gençken ayrılmayı düşünüyordum bu ülkeden. Benim bu ülkede kalmamı sağlayan şey -çok acı ama- 17 Ağustos depremidir. O depremde gördüm ki, bir sıkıntı çıktığı zaman bir araya geliyor bu insanlar. İstanbul trafiği bile düzelmişti! Hiç beklemediğiniz kişiler varını yoğunu, işini gücünü bırakıp bölgeye koşmuştu. Sarıyer’den İzmit’e küreğini alıp giden oldu ya! O yüzden ülkenin şimdiki haline bakıp ‘Umutsuzum’ diyemiyorum. Potansiyelini biliyorum çünkü. Bizim biraz birbirimizi sevmemiz lazım. Kulağa fazla klişe gelebilir ama ihtiyacımız olan bu: Umut.

Söyleşi: Güliz Arslan

Ali İhsan Varol: Bizim biraz birbirimizi sevmemiz lazım, Ali İhsan Varol: Bizim biraz birbirimizi sevmemiz lazım

Yorum Yaz