Menü İcon

Ali Deniz Kardelen: ''Müzisyenler siyaset adamlarıdır''

Ali Deniz Kardelen, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde 5 Kasım akşamı vereceğiniz konser öncesi müziğe ve Türkiye’deki müzik üretimine dair eleştirilerde bulundu.

Röportaj Gazetesi

Ali Deniz Kardelen: ''Müzisyenler siyaset adamlarıdır''

Öncelikle müziğinizle ilgili temel bir soru ile başlayalım. Müziğinizi, Türkiye’de pek de tanınmayan bir gitar çalma tekniği ile icra ediyorsunuz. Bize bu teknikten yani ‘fingerstyle’dan biraz söz eder misiniz?

Fingerstyle, İngilizcede parmak stili anlamına geliyor. Akustik gitarın parmakla çalınma şekline ve bu türde yapılan müziklere bir müzik türü olarak fingerstyle deniyor. Bu teknikte, gitarı farklı akortlayarak, gitardaki tüm ses ve tınıları kullanarak ve ayrıca gitarın gövdesini bir perküsyon gibi de düşünerek üretiyorsunuz bu müziği.

Ben fingerstyle gitarla Youtube aracılığı ile tanıştım. İnsanların tek gitarla son derece zengin bir armoni ve tınıyla müzik yapması oldukça ilgimi çekti. Ben bunu zaten yapıyordum fakat gördüm ki yurt dışında böyle bir kültür var. Ondan sonra bu türle ilgili araştırma yaparak, okuyarak ve çalarak kendimi geliştirmeye başladım.

Bunun dışında müziklerimde, yine Türkiye’de görmeye ve dinlemeye çok alışık olmadığımız “arp gitar”ı kullanıyorum. Arp gitar, 1900’lü yılların başında çok bilinen bir enstrümanken popülerliğini yitiriyor. 80’li yıllarda Amerika’da Michael Hedges’in bu çalgı için yazdığı eserlerle yeniden gündeme geliyor. Arp gitarda normal akustik gitardan farklı olarak gitarın üstünde ve altında boş teller var. Siz bu telleri istediğiniz şekilde akortlayabilirsiniz. Özellikle çelik telli gitarda şöyle bir şey var, sol elinizle çarpma-çekme denilen tekniği kullandığınızda, sağ el boşta kalıyor yani sesi sadece sol elinizin hareketiyle üretiyorsunuz. Boşta kalan sağ elinizle bas telleri tınlatabilir ve bir perküsyon eşliği oluşturabilirsiniz. Böylece arp gitarın kendine has bir çalım tekniği oluşuyor. Böylelikle daha zengin bir armoni elde etme olanağı buluyorsunuz.

img_3807

Tamamı kendi bestelerinizden oluşan albümünüz, First Steps’ten söz edelim isterseniz biraz da.

First Steps benim ilk albümüm ve tamamı benim bestelerimden oluşuyor. Bu albüme birkaç aranjman koymayı düşünmüştüm fakat telif hakları meselesi çok yabancı olduğum bir konu olduğu için aranjmanlar ilk albümümde yer almadı. Fakat bir aranjman albümüm yakında çıkacak. First Steps’te tamamı benim bestem olan 11 enstrümantal parça yer alıyor. Bu albüm, sanırım fingerstyle alanında Türkiye’de çıkan ilk albüm. Enstrümantal müziğin farklı kültürlere ve insanların ortak derin duygularına dokunabilme potansiyeli var. Ben bu albümü bu bilinçle tamamladım. Mümkün olduğunca, her parçada dinleyicilere farklı resimler sunmaya çalıştım.

Bestecilik alanında neler yapıyorsunuz?

Ben gitar üzerine enstrümantal kompozisyonlar yazıyorum ve bunun yanında alternatif akort sistemleriyle uğraşıyorum. Yani gitarı farklı şekillerde akortluyorum. Böyle olunca, boş telleri kullanım açısından farklı seçenekler elde etme olanağınız oluyor. Bunun şöyle bir zorluğu da var; her farklı akort düzeninde gitarı baştan öğrenmek zorunda kalıyorsunuz fakat her yeni akort sistemi, farklı tınılar demek ve bu tınılar size yeni fikirler veriyor.

Yanılmıyorsam fingerstyle gitar alanında almış olduğunuz bazı ödüller de var değil mi?

Ben hiç konservatuvar eğitimi almadım. Yarışmalara katılmamın nedeni “acaba doğru mu yapıyorum” sorusuna yanıt aramaktı. Kendi imkanlarımla katıldığım Kanada Gitar Festivali’nde ikincilik; bir hafta sonra da Indiana State’de birincilik elde ettim. Müzikte yarışma meselesi aslında benim kişiliğime hiç uygun bir şey değil fakat orada aldığınız bir derece buradaki yaşamınızı gerçekten etkiliyor.

IMG_3471

Sözü biraz da Türkiye’deki müzik üretimine getirmek istiyorum. Müziğinizi, dinleyenlerinizle buluşturmak konusunda sorun yaşıyor musunuz?

Aslında müzik alanında yaşanan en büyük problemlerden biri de bu sanırım. Müzik alanında iyi şeyler yapan pek çok müzisyen var fakat biz bu işleri duyurmak için bile para harcamak durumunda kalıyoruz. Aranjmanlar yapmamın bir nedeni de daha çok dinleyiciye ulaşabilmek aslında. İnsanların çok iyi bildiği ezgileri farklı bir şekilde sunmak dinleyicilerin ilgisini çekiyor. Tabii biz bu noktaya nasıl geldik, o ayrı bir konu. Toplumdaki yozlaşma, ülkemizdeki siyasi atmosfer ve bunların sanat alanındaki izdüşümü müzisyenleri adım adım bu noktaya getirdi. Bugün yeni festivaller düzenlenmiyor, eskiden dolan konserler artık talep görmüyor. İnsanların kafasında “bu müzisyen nasıl geçiniyor” gibi bir soru dahi oluşmuyor.

Türkiye’de ne değişti peki?

Türkiye’deki eğitimin durumu ortada. İşler biraz da çocukluktan başlıyor. Okullarda dinselleşmeye yapılan bu yatırım yerine her okula bir piyano alınsa ya da müzik odası yapılsa çok daha farklı çocuklarımız olurdu. Çocuk, bir enstrüman çaldığında on parmağını da kullanıyor. Beynin farklı alanlarını çalıştıran bir şey müzik yapmak. Dinselleşme yerine sanata, bilime öncelik verilseydi şu an bunları konuşmazdık bence.

Ben kendi müziğimden ödün vermemi gerektirecek durumlardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyorum. Bunun için ekonomik bir özgürlüğüm var. Yani ben, sanat yapabilmek için gündüz farklı bir işte çalışıyorum. Bu, kendi müziğimi yani iyi olduğunu düşündüğüm müziği yapmama olanak sağlayan önemli bir şey. Bugün kötü koşullarda çalışan ve icra ettiği müzikten son derece mutsuz olan çok iyi müzisyenler var. Nasıl mutlu olabilir ki! Kötü koşullarda tüm gece sabaha kadar çalıp evine gelen bir müzisyen, iyi müzik üretme motivasyonunu nasıl bulabilir?

Ne yapmalı sizce? Toplumun Aydınlanmacı kesimi ve sanat alanına yapılan bu müdahale karşısında bir müzisyen nasıl davranmalı?

Daha nitelikli ve daha çok müzik yapmaya çabalamalı öncelikle. Biliyorum, bu durumlar karşısında insanın ruh sağlığını koruması gerçekten çok zor. Fakat insanlık tarihine de baktığımız zaman en büyük eserlerin böyle karanlık zamanlarda ortaya çıktığını görüyoruz. Ben bu kötü koşulların içinden yeni bir sanatsal ifadenin doğacağına inanıyorum. Bakın benim en büyük ilham kaynağım Gezi olaylarıdır. Benim kompozisyon yapmaya başlamam bu süreçle başladı, üç sene önce. Gezi olayları sırasında bir tane bile bestem yoktu. Gezi olaylarından sonra kendimi ifade edebileceğim en iyi yolun bu olduğuna karar verdim. Müzisyenler siyaset adamlarıdır, bir taraftırlar ve öyle de olmaları gerekir. Enstrümantal müzikle uğraşıyorsanız bir resim çizmek zorundasınız. Sözlü müzikte dinleyiciye bir mesaj vermek çok daha kolay kimi açılardan. Ben kendi müziğimi yaparken “bu insanlar için ne yapabilirim” sorusuyla hareket ettim. Oradaki boşluğu doldurmaktı amacım. Örneğin bugün neden bir Grup Yorum çıkmıyor? Grup Yorum gerçekten incelenmesi gereken bir örnek değil mi? Hayatı boyunca siyasetin içinde. Baskı, tutuklamalar, konserleri olay oluyor vs. ama bunun yanında oldukça değerli çalışmaları oldu bence bu grubun. Neden bir tane daha çıkmıyor? Bu da bir mesele.

Neden peki?

İrade yok diyebilirim. Bir müzisyen, kendini geliştirebilecek pek çok olanağa sahip bugün fakat onu harekete geçirecek bir irade yok. Dünyanın genelinde de yok ama. Dünyada da bir geri dönüş ve yozlaşma durumu söz konusu bugün. Bu müzik üretimine de yansıyor tabii. Bu noktada şunu söyleyebilirim. Herhalde başımıza gelen en büyük felaket Sovyetler Birliği’nin yıkılması. Bu da zamanla ortaya çıkacak ve hatta ortaya çıkıyor artık, görüyoruz. Geçen hafta Sofya’daydım ve şunu gördüm: Herkes sosyalizmi özlüyor ve Avrupa Birliği’ne girdikten sonra perişan olmuş durumdalar. Bir taksici ile sohbet ederken bana şunu söyledi ve gerçekten de öyle; “no communism, no good”…

Söyleşi: Solgazetesi

,

Yorum Yaz