Menü İcon

Ahmet Zeki Üçok: ''Darbeyi Erdoğan'dan başkası püskürtemezdi''

TSK’daki FETÖ’yü 2009’da açığa çıkaran Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok, YAŞ kararları ve OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle ile Türkiye'nin yeni yol haritasını değerlendirdi.

Röportaj Gazetesi

Ahmet Zeki Üçok: ''Darbeyi Erdoğan'dan başkası püskürtemezdi''

“246 şehit varken benim haklı çıkmamın önemi yok”

15 Temmuz darbe-işgal girişiminin ardından Türkiye, Fethullah Gülen Terör Örgütü'nü hem TSK'dan hem devletin tüm kurumlarından söküp atmak için seferberlik halinde. 1600'ü aşkın ihracın ardından YAŞ kararları ve OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle yeni bir dönem başlıyor. Ne olduğunu ve olması gerektiğini konuştuğum isim, FETÖ'nün Türk Silahlı Kuvvetlerine devleti ele geçirmek amacıyla sızdığını ilk kez resmi bir belgeye geçiren eski Hava Kuvvetleri Savcısı Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok. Kayseri’de bir hava üssünde gizli bilgileri çalan ve bilgisayar sistemine sahte belge yerleştirdikten sonra suçüstü yakalanan Cemaatçi astsubaylarla ilgili kapsamlı bir soruşturma başlatan Üçok FETÖ'nün hedefi oldu. Balyoz davası kapsamında “hipnozla işkence” suçlamasıyla 18 yılla yargılandı ve 4 yıl 9 ay cezaevinde kaldı. Hakkında 46 adli ve idari soruşturma açılan Albay Üçok'un disiplin cezalarıyla birinci sınıf hâkimliği elinden alınmıştı. Bunca mağduriyete rağmen, "246 şehit var, benim haklı çıkmamın ya da mağdur edilmemin bir önemi yok" diyor. Türkiye'nin bu isimlere bir özür ve gönül borcu olduğu kesin ama...

2009'da Fethullah Gülen terör örgütünün ordu içindeki yapılanmasına dair ilk soruşturmayı hazırlayan kişisiniz. Bu nedenle FETÖ tarafından mağdur edildiniz. FETÖ'yü vakitlice tespit, bugün Türkiye’nin bu kadar sert bir şekilde yaşadığı olayı tecrübe etmiş biri olarak ne diyor, ne düşünüyorsunuz? FETÖ'nün geç fark edilmesinden dolayı kırgın ya da kızgın mısınız?

Keşke haklı olmasaydık diyoruz. İnsan sevinir aslında haklı olduğuna ama 246 vatandaşımız şehit oldu, 1500 civarında vatandaşımız yaralı. Keşke haklı olmasaydım da bunların hiçbirisi olmasaydı. O soruşturma resmi olarak ilk ve son oldu.

FETÖ'yü deşifre edeceği için hemen boğuldu tabi?

Niye boğulduğunu bugün çok iyi anlıyoruz. Bakıyoruz ki TSK'nın bu tür adli ve idari soruşturmalar için yetki verecek olan, yönlendirecek, kontrol edecek tüm birimlerinin FETÖ mensubu olmaktan tutuklandığını, darbe teşebbüsüne şu veya bu şekilde katıldığını görüyoruz. Tabi o dönemde algı da çok farklıydı. Hatırlarsanız 2009'da FETÖ değil Fethullah Cemaati’ydi. Böyle bir yüz gösteriyordu. Halkı o kamuflajla kandırıyordu. Fakir çocukları okutuyordu, hoşgörü diyordu, dinler arası diyalog, Türkçe olimpiyatları düzenliyordu vs. Böyle bir ortamda 2009'da çok radikal bir soruşturmayla bunların gerçek yüzünü, bugün herkesin gördüğü yüzünü göstermemiz çok anlaşılamadı. İnsanlar "hadi canım, bunlar bütün dünyada okullar açıyor, TSK göz bebeğimiz diyor, siz ne diyorsunuz" diyordu. Ama TSK'nın hiyerarşik yapısı dışında illegal bir yapı, astsubayın paşaya talimat verdiği bir yapı var diyorduk.

2009'da FETÖ'yü ilk kez soruşturma konusu etmeye neden olan olay neydi?

Kayseri 2. Hava İkmal Komutanlığı bir bildirimde bulunuyor. Diyor ki "bir tane sahte emir yakalandı. Ayrıca bir emrimizin çalınıp esnafa dağıtılması olayı var". Bunun üzerine soruşturma izni verildi. Askerlerin gitmesinin yasak olduğu yerler vardır. Şu kafelere, şu yerlere gitmeyin şeklinde. Askerlik yapanlar bunu bilir. Emniyet müdürlükleri tespit eder, garnizon komutanı bunu emir olarak yayınlar. Böyle bir emir yayınlanıyor Kayseri'de. Bu emri çalıp yasaklı olan bütün esnafa gönderiyorlar. Diyorlar ki "esnaf kardeşim, senin vergilerinle maaş alan bu general ekmeğinle oynuyor, gidin Cumhurbaşkanına şikayet edin". Halkla TSK’nın arasını açmaya yönelik bir faaliyet. Şikayet üzerine gittiğimizde gördük ki, bir tane bu emri tarayıcından geçirilip, imzayı sabit tutup bütün maddeleri değiştirilerek yeni sahte emirler üretmişler. Bunu yapanlar üç astsubay. Bu astsubaylar, amirlerinin şifresini de çalarak UYAP benzeri bir sistem olan askeri sisteme sahte emirleri sokuyor ve resmi emir haline getiriyorlar. Sonra sen ne dersen de. Şifresi tamam, emir tamam, güvenlik sertifikaları tamam dolayısıyla aksinin ispatı zor.

Bunu neden yapıyor, amaç ne?

Amaç, TSK'yı illegal terör örgütleriyle ilişkiliymiş gibi gösterebilmek. Tabi hangi tarihte, hangi dakikada saniyede kim yazmış, hangi bilgisayarda yazmış, bilgisayar sistemlerimizin loglarında görünür. İncelemeleri yaptık ve bu astsubaylara ulaştık. Zaten onlar da her şeyi hemen anlattı. Bugün Genelkurmay başkanının emir subayı nasıl anlattıysa aynen öyle. "Abiler şuraya git, şu evde kal, şu okula gir dedi, beni abilerim yönlendirdi". Bu örgüt albaya da bunu yapıyor, erlere de. Çok değişik bir hiyerarşi ve çok sıkı bir emir komuta zinciri var. Abisi ne emir verirse tartışmasız yerine getiriyor. Bu işin sonucunda vatana, millete, memlekete ne olacakmış, ne zarar görürmüş, umurunda bile değil.

Siz bunu neye bağlıyorsunuz? Sonuçta bu insanlar askeri okullardan başlayarak sıkı bir disiplinden geçiyorlar. Vatan bilinci de yerleştirilmeye çalışılıyor TSK tarafından. Ama ona değil gevşek görünen bir yapılanma içindeki hiyerarşiye tabi oluyor. Vatanını, milletini düşünmediği gibi kendi geleceğini ve kariyerini de düşünmüyor. Nasıl olabiliyor?

Cumhurbaşkanımız bunlara Haşhaşi demişti hatırlıyorsanız. Haşhaşilerin özelliği liderlerine kayıtsız şartsız, ölümüne bağlı olmaları. Liderin emriyle gidip kendini öldürebiliyor. Fethullah Gülen’in 1980’li yıllarda bir beyanatı var "ışık evleri bizim şarjhanemizdir, biz bu ışık evleri sayesinde geleceğimizi inşa edeceğiz" diyor. O yüzden ışık evlerine çok önem verirler. O evlere 10, 12 belki daha küçük yaşlarda gelen çocukları bu fikirlerle şarj ediyor, dolduruyor. Ve peşlerini hiç bırakmıyor. Eğitim süreci hiç kopmuyor. Mezun olup tayin olduğunda da abiler onu buluyor, bir eve yerleştiriyor, 6 ayda bir değişen abilerden biri her akşam geliyor ve Fethullah Gülen'in kitaplarını okuyorlar. Bu hiyerarşiyi, devamlılığı basit görmemek lazım. Silahlı Kuvvetlerden daha güçlü olduğunu gördük. Komutanını dinleyeceğine abisini dinledi, gevşek bir hiyerarşi yok yani. Askeri düzen gibi bir düzen var, kainat imamı, danışma heyeti, altında ülke imamları, şehir imamları, mahalle imamları... Komutan yerine imam diyorlar sadece.

Masonik bir yapılanma bu diyenler var. Ancak bir istihbarat örgütünün eliyle oluşturulmuş bir hücre yapısı var diyenler var. Katılır mısınız?

Evet katılıyorum. Özellikle masonik yapılarda hem gizlilik hem bağlılık son derece üst düzeydedir. Daha az sayıda insanla çok daha etkin olabilmek disiplinli bir hiyerarşi içinde hareketle mümkündür.

Siz 2009'da FETÖ'ye dair ilk soruşturmayı başlattığınızda örgütün ordu içine ilk ne zaman sızdığını görebildiniz mi?

Biz bu örgütü ilk defa resmileştirdik. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın çatı iddianamesinde FETÖ'nün Türk Silahlı Kuvvetlerindeki yapılanmaya 1968’de başladıkları yazıyor. Bence o da onun tespit edebildiği. Belki daha da geriden başlıyor. Bizim TSK içerisindeki ilk resmi tespitlerimiz 86-87 yıllarında, soruların çalınmasıyla başlıyor. Ama öncesi de vardır muhtemelen. Niye söylüyorum bunu? Çünkü 2009'daki soruşturmada astsubaylara “oğlum astsubay olmuşsun, en düşük rütbelimizsin” dedim. Birliğe geleli daha üç ay olmuş. Yeni mezun okuldan ve insanları fişliyor, Alevi-Sünni diye, komutanlarını takip ediyor. Bu kadınla ilişkisi mi var, şu kumar mı oynuyor, porno sitesine mi giriyor, diye takip ediyor. Gizli dereceli emirleri çalıyor, çalıp değiştiriyor, kriptolu yazışma sistemimize sokuyor. Dedim ki “sen nasıl bu kadar cesaretle buna giriştin, hiç korkmadın mı?” “Komutanım bize dediler ki, siz korkmayın TSK’nın içinde sizin bilmediğiniz bir sürü abileriniz komutanlar var, albaylar, generaller,amiraller var, o yüzden korkmayın size bir şey olmaz” dediler.

Sonra ne oldu?

Hakikaten onlara bir şey olmadı. O soruşturmaları yürüttüm diye ben 4 yıl 10 ay hapis yattım, o astsubaylar görevlerine devam ettiler. Yedi yıldır da hiç bir şey olmamış gibi devam ediyorlar.

Hala mı!

Ben bunu TSK’nın nasıl bir aymazlık içinde olduğunu göstermek için söylüyorum. Anlatmak istediğim şu; daha önce de bir sürü ikazlarda bulunduk. Ben de arkadaşlarım da dilekçeler yazdık, ifadeler verildi, komuta katında devre arkadaşları, ondan önce çalışanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, Sayın Kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri Komutanına dedik. Bunlar böyle, şöyle ama umurlarında olmadı. Bunun en somut kanıtı, bu üç astsubayın yedi yıldır TSK'da yer alması ve kimsenin de dur dememesi.

İyice anlaşıldı ki sadece hıyanet değil gaflet ve dalalet hali de bizi 15 Temmuz'a getirmiş. Devlet FETÖ'yü aslında ilk kez 7 Şubat 2013'te niyet ve hedef üzere enselemişti, 17-25 Aralık'ta iyice alarme oldu ama TSK'dan 1684 asker görünümlü FETÖ elemanı ancak şimdi ihraç edildi?

17-25 Aralık öncesinde hükümet bunların bu yapıda bir örgüt olduğunu fark etmedi. O zaman Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dı ve kendisi de "bizi aldatmışlar" dedi. Onu öldürmeye çalıştılar netice itibariyle. Bu örgütlerin en önemli özelliği budur. Kendini gizliyor, ajandası arkada duruyor. Bunların bir tane gizli ajandası vardı; Ülkenin yönetimini ele geçirmek. Hükümetten kandırarak elde ettikleri kadrolar, ekonomik zenginlik, şu bu derken "bizim bu Tayyip Erdoğan’a artık ihtiyacımız yok. Biz bu hükümeti yönetiriz, çünkü hakimler bizde, savcılar bizde, valiler bizde, polisler bizde, askerler bizde, bu hükümete gerek yok artık" diyerek 17-25 Aralık darbe girişiminde bulundular. Sayın Cumhurbaşkanı dik durmasaydı, o zaman başaracaklardı bunu. İddia ediyorum yönetimde Tayyip Erdoğan’dan başka biri olsaydı, o darbe başarılı olacaktı. Silahsız yöntemlerle başaramayınca bu defa TSK içindeki yapıyı harekete geçirdiler. 17-25 Aralık sonrası tüm kamu kuruluşlarında emniyette, yargıda Cumhurbaşkanı’nın iradesiyle soruşturmalar, kovuşturmalar başlatıldı. Fakat TSK’da hiç bir faaliyet yapılamıyor. Çünkü bu sefer TSK Cumhurbaşkanımızı kandırmaya başladı. Dedi ki "bize içinizdekileri temizleyin diyorsunuz ama biz güneydoğuda terörle mücadele ediyoruz, Suriye sınırında devlet kuruluyor, bunları çıkarırsak terörle mücadele sekteye uğrar, ordumuzda zafiyet meydana gelir". FETÖ Cumhurbaşkanını ya da hükümeti çeşitli argümanlarla nasıl kandırdıysa bu da TSK’nın kandırmasıdır.

Neye dayanarak "kandırmaca" diyorsunuz?

Çünkü zannedersin ki Güneydoğu’da terörle mücadele edenler FETÖ mensupları. Yok böyle bir şey, çünkü bölgede mücadele edenler bizim gibi Anadolu'nun çocukları. Bu FETÖ mensupları Emniyette de yargıda da, ordu da hep en amiyane tabirle kaymak görevlerdedir, karargahlardadır, personel başkanlığındadır, istihbarat başkanlığındadır. Onların terörle hiç bir ilgisi yoktur. Hatta hatırlayın Güneydoğuda ki çatışmalarda hep denirdi, falanca subay müdahale etmedi, polis görmezden geldi gibi şeyler vardı. Bu da kandırmanın diğer yolu.

Bir gaflet olduğu anlaşılıyor. Dün TSK açıkladı 1684 asker görünümlü teröristin ihraç edildi,  YAŞ yapıldı. TSK'daki arınmanın bu defa tamam edildiğine inanıyor musunuz?

Fethullah bu 1600 rakamını duyunca Amerika’da göbek atmıştır, sevinmiştir. Niye? Çünkü çok daha fazlası var. Dolayısıyla 1600'ler falan TSK içindeki FETÖ adamları için çok komik rakamlar.

Sizin tahmininiz nedir?

Tahminleri değil rakamları söyleyelim. Son on yılda (savcılıkların yaptığı soruşturmaya göre) FETÖ elemanlarının askeri okullara giriş oranı yüzde 70-80. Her yıl yaklaşık 5 bin öğrenci alınır askeri okullara, harp okullarına. Bunun yüzde 80'i 4 bin eder, on yılda 40 bin eder, ondan önceki süreçleri de göze alırsanız 40-50 bin kişi, eski dönemlerle birlikte nerden baksanız 80-100 bin rakamı çıkıyor karşınıza. Dolayısıyla 1600 çok, çok az bir rakam.

Peki sizce niye böyle oldu ihraçlar?

87 yılında Bulut projesi diye bir şey yapıldı. Soyadı Bulut olan Hava Kuvvetlerindeki imam, yanılmıyorsam bir astsubay gelip bütün bildiklerini anlattı istihbarat başkanlığına. O kapsamda idari bir soruşturma başlatıldı. Halbuki idari soruşturmayla sınırlı tutmak çok yanlıştı. Adli olmalıydı, çünkü bu bir suç örgütü. Kol kırılır yen içinde anlayışı TSK’nın bir hatası. Öyle de oldu. 87’den 93’e sürdü süreç. Hava Kuvvetlerinden 1100 subay, astsubay FETÖ dolayısıyla sorgulandı, tespit edilen 200-250 kişi birliklerine gönderildi, isimler deşifre oldu ama açığa çıkma oldu. O zaman bu örgütün Samanyolu tv'si, Zaman gazetesi müthiş bir kampanya başlatınca soruşturma amacına ulaşamadan kapatıldı. TSK içinde bu yapılanmanın olduğunu 86'da soruların çalınmasından beri herkes biliyor ama kimse yasal yollara gitmiyor.

Hatırlıyorum, 2000’lerin ortalarında askeri yargı da ciddi bir tartışma konusuydu. Demokrat, liberal bildiğimiz isimlerin öncülüğünde yürüyen bir askeri yargı yergisi vardı?

Fethullahcıların en profesyonel olduğu işlerden biri algı operasyonlarıdır. Bütün gazetecilerini, Emniyette ki, yargıda ki personelini Amerika’ya, Avrupa’ya gönderip bu konularda özel eğitime tabi tuttular çünkü. CIA'in eğittiği söylenir. O yüzden sizlerin bunu görmemeniz çok normal. İnsanların gözlerini boyamakta, algı yapmakta bunlar bir numara. Askeri yargı konusunda diyorum ki FETÖ’nün Türkiye Cumhuriyetinde en güçlü olduğu kurum TSK’dır. TSK içinde en güçlü olduğu yer de askeri yargıdır. Somut olarak izah edeyim. 390 askeri hakim ve savcımız vardı. son olarak Milli Savunma Bakanı'nın talimatıyla 390’nın 280'i açığa alındı. Yüzde 72'si. Ki benim tanıdığım ve Fethullahcı bildiğim çok kişi hala askeriye yüksek yargısında. Teğmen ve üstteğmenlere bakalım. Üç yıl teğmenlik, altı yıl üstteğmenlik yani dokuz yıl. Biz her yıl 30 kişi alıyoruz askeri hakim olarak. Son dokuz yılda 270 kişi yapar. Açığa alınan teğmen ve üstteğmenlere bakıyoruz, 108 teğmen, 112 üstteğmen yani 220 kişi. 270’de 220'i, yani yüzde 84’ü FETÖ’den. Son iki devreye bakıyoruz, 2014 ve 2015’de TSK’ya askeri yargıç olarak giren 65 hakimin 65’i de açığa alındı. Son iki yılda yüzde 100 demek ki! Dolayısıyla askeri yargı bütün kurum ve kuruluşları ile hemen kapatılmalı. (Kapatıldı, F.Ö)

Ama büyük bir boşluk oluşmaz mı?

Hiçbir boşluk oluşmaz. Bütün siyasi partilerin seçim bildirgelerinde var askeri yargının kaldırılacağı. Onun yerine sadece disiplin mahkemeleri olsun. Bu mahkemeler de emre itaatsizlik, askeri suçlara falan bakacak. Askeri yargıyla ilgili şunu da unutmayalım. Ankara, İstanbul, İzmir Cumhuriyet Savcılıkları Balyoz, İzmir Casusluk, Amirallere Suikast gibi davaların kumpas olduğu anlaşılınca bizim şikayetlerimiz üzerine soruşturma başlattılar. Ve Genelkurmay’a, askeri mahkemelere, askeri savcılıklara yazılar yazarak bize şu bilgileri gönderin dediler. Altmışa yakın müzekkereye askeri yargı hiç cevap vermedi. Yani sadece kendileri Fethullahcı olmakla kalmadılar, bir de FETÖ’ye karşı yürütülen soruşturmalara fiilen engel oldular. Böyle bir yargı olmaz, yargının amacı suçu ortaya çıkarmaktır. Bunlar suç ortaya çıkmasın diye çabaladılar.

17-25 Aralıkla birlikte gördük ki, FETÖ Emniyet içindeki yapının tutup göz altına aldığı insanları yargılayacak tüm yargı sistemi, alt mahkemelerden yüksek yargıya her yer buna göre konuşlanmış. Benzer bir şey TSK’da da var diyorsunuz?

Elbette. Bunu ilk size söylüyorum, sivil Yargıtay ve Danıştay düzenlemesi yapıldığında Meclise gittim dedim ki "bundan daha kötü bir yapılanma, Askeri Yargıtay'da ve Askeri Yüksek İdare Mahkememizde var. Aynı pakete bunları da koyalım, üyeleri istifa etmiş sayılsın, yeniden seçim yapılsın" diye. "Şimdi bunu yapıyoruz ileride de onu yaparız" dediler. Ama hiç vakit kaybetmemek lazım.

Tutuklanan ve açığa alınan FETÖ'cülere bakınca görüldü ki darbe girişimini yapanlar 2013’den bu yana komuta kademesine gelenler!

2013’den çok önce başladık biz. Balyoz, Ergenekon sürecini baz aldık. O dönemde bu örgütün öğrencilerle kendi adamlarını TSK’ya yerleştirmek, kendinden olmayanları TSK dışına itmek amacı vardı. Bunun için soruları çaldılar, kendinden olmayanları kumpas davalarıyla uzaklaştırdılar, bizleri emekli ettiler. Necdet Özel döneminde 2011'de sanırım 11 general, amiral, 2013’de 37 general, amiral 2014’de de 11 veya 12 general emekli edildi bu davalar nedeniyle. 958 kişi bu süreçte bu davalarla bulaştırıldı ve diğerlerinin yolu açıldı.

Balyoz'da tam anlaşılamamıştı niyetleri. Zamanla bir sürü boşluk olduğu görüldü, sorgulamalar başladı. Ama İzmir Askeri Casusluk davası şok etti herkesi. Bir şeyler yanlış gidiyor, bir şey oluyor denmeye başlandı. İlker Başbuğ tutuklandığında ilk tepkiyi Sayın Erdoğan vermişti.

O da inanamadı, bu kadar pervasız olabileceklerine. Yasa değiştirdiler tutukluluk için. Ama bu terör örgütü uymadı hiç bir karara. Tutuklulukların zorlaştırılmasına ilişkin düzenlemeler yapıldı ama FETÖ kimseyi salmadı.

7 Şubattan itibaren FETÖ'nün ipliği ve hedefi pazara çıkınca kuşkular somutlaştı?

7 Şubatta hedef yine Cumhurbaşkanıydı.

Anlaşılıyor ki Erdoğan’a giden yoldaki taşları temizlemek istediler. Ki 2012 sonu 2013 başı da çok belirgin bir süreç. GES (Genelkurmay Elektronik Sistemleri ) MİT'e geçti, Uludere katliamı oldu, Şubat'ta da MİT Müsteşarına yönelik girişim oldu. Sayın Erdoğan'ın tavır almasına, MGK'nın kararlarına, Hükümet programlarına rağmen son üç yılda TSK’da komuta kademesi bir şekilde FETÖ'nün eline nasıl geçmiş? Gaflet mi hıyanet mi? 

Komuta kademesi biliyorsunuz bu makamları hak ederek değil, Balyoz ve Casusluk davalarıyla hak edenlerin sistem dışına itilmesiyle oluşan boşlukta geldiler. Genelkurmay Başkanı, Korgeneraller 4. Sıradan terfi ettiler. Yani daha önünde üç adam var demek oluyor bu. Bunlardan bir tanesi Korkut Özaslan’dı, birinci sıradan terfi etti. Niye birinci sıradan terfi etmeyi önemsiyorum? Çünkü son elli yıldır korgenerallerden, orgeneraller birinci sıradan terfi eden ve genelkurmay başkanı veya kara kuvvetleri komutanı oluyorsun sıranın gelmesine göre. Şimdi Korkut Özaslan bugün itibari ile Genelkurmay Başkanı olması gerekirken ta 2010 yılında Balyoz, başka bir şeyler diyerek hapse atıldı, terfi etmesi engellendi, yine onun arkasından gelen iki kişi daha elimine edildi ve dördüncü sıradan olmasına karşın, birinci sıraya Orgeneral olarak geçti. Deniz kuvvetlerine bakıyorsunuz, Deniz Kuvvetleri’nde Bostanoğlu’nun önünde 20 tane amiral var ve hepsi devre birincisi, yani Bostanoğlu’nu cebinden on defa çıkaracak adamlar var. Bunların hepsi elimine edildi. Bu arada AtillaKezek,Amiraldi, TSK’ya yapılanları protesto etti, en güçlü adaylardan biriydi, istifa etti. Hatırlayın yine Nusret Paşa istifa etti. TSK hiyerarşi içeresinde yürür. Eğer bu hiyerarşiyi bozarsanız, rütbelere hak etmeyen adamlar gelirse, bu orduyu yönetilemez. Sonra ne adam seçmesi, ne terfi ettirmesi biter, ne de bir darbe sırasında nasıl mücadele edileceğini bize gösterebilirler.Sınıfta kaldılar. İnşallah en kısa sürede bu ülke için artık istifa mı ederler, görevden mi alınırlar bir şekilde bu TSK’nın başından giderler ve yeni bir yapılanmayla, yeni bir anlayışla, hak edenlerin terfi ettiği bir sistemle TSK’yı onarır, yeniden inşa ederiz.

Şimdi siz dediniz ki komuta kademesi aslında daha erken bir şekilde boşaltıldı ve komuta kademesine gelecek olanlar onlardan olsun diye uğraşıldı. Aslında darbe sürecinin son üç yılda başladığını anlıyoruz bu durumda, komuta kademesinin bu şekilde oluşturulmasıyla birlikte şimdi bugün YAŞ var, zaten ihraç edilenler var şu anda önümüzde duran en büyük soru şu: Kim FETÖ, kim değil bilmiyoruz çünkü bu yapının en iyi becerdiği şey kendini kamufle etmek. Bunu demek mümkün mü? Temiz bir liste çıkması mümkün mü?

Çıkacak, göreceksiniz. Bunu niye söylüyorum? Bunu ortaya çıkaracak olanlar savcılar ve emniyet kolluk gücüdür. Şu anda ki İstanbul, Ankara, İzmir’de biraz önce isimlerini tek tek verdiğim savcılar Ömer Faruk Bey, Serdar Coşkun Bey bunlar artık Fethullah Terör Örgütü ile ilgili Türkiye’nin en profesyonel savcıları. Çünkü dört yıldır, FETÖ ile yatıyorlar, FETÖ ile kalkıyorlar. Yine Ankara, İstanbul ve İzmir’in hem terör hem de KOM daireleri profesyonel oldular ve ellerinde bu kadar doneyle, bu kadar sanıkla bütün hepsini ortaya çıkaracaklar. Çok zor olmayacağını göreceğiz hep beraber çünkü basit suçlarda bile bir kişiden başlayarak bütün örgütü çıkarabiliyorsunuz. Şu anda ellerinde nereden baksanız binden fazla isim var ve bunların ifadelerinin tespiti ile bu birinci halkaların bağlantılı olduklarının hepsi çıkacak bence bu arkadaşlarımıza güvenelim. Bunlar bu işi çok rahat başaracaklar.

Şu soruyu sorarım artık neredeyse paranoyak olduk çünkü bütün bu geçtiğimiz yıllar itibari ile baktığımızda hep bir şeye inanmamız söylendi ve onun atmosferi oluştu, Ergenekon’dan o derin yapı çünkü darbe yapma refleksi olan başka yapılar da vardı bu ülkede, ordu içerisinde de ve hep yapageliyordu zaten. Hani bundan arınmaya çalışırken böyle bir yapının kucağına düştük bir anlamda şu anda da bundan arınmaya çalışıyorken, başka bir yapının kucağına düşme ihtimalimizi nasıl değerlendirirsiniz?

Şimdi bu saydığım savcı arkadaşlarımızın birbirleriyle bile alakaları yok, bir organik yapı arkadaşlık bağı vs. yok. Bunlar tamamen kendilerini ortaya atmış, bu iş için mücadele etmek amacı ile ne derler, hayatlarını riske atmış insanlar bunları örgüt gibi bir şey algılamak çok büyük haksızlık olur onlara ve onların nasıl iyi çalıştığınıda geçtiğimiz süreçte zaten gördük, şimdi ki süreçte de görüyoruz. Bu isimler birdenbire gökten zembille inmedi. Bu arkadaşlarımızın ve kolluk gücünde ki, emniyette ki arkadaşlarımızın çalışmalarıyla bunlar tespit edildi. Dediğinize katılıyorum, paranoyak olduk ama bu arkadaşlarımızın ne kadar düzgün çalıştığını, yapmış olduğu son çalışmalarda gördük. Bu olay oldu hemen gece başladılar hatta. Gece 11.30 gibi darbe olduğu ortaya çıkınca biz de evdeydik, bodrumda. Bizim eski Balyozcu arkadaşlarımız vardı misafir. Onlarda muvazzaf olanlar göreve devam edenlerden, şimdi orada otururken, onlara whatsapp ’tan emirler geldi. Sıkıyönetim emri, sıkıyönetimde görevlendirilenler, ben hemen onlara mesaj gelir gelmez 00.58’de Ankara KOM dairesinde ki arkadaşıma gönderdim, bu soruşturmaların içerisinde olan bir arkadaşım, 01.05’te İrfan Bey’e, Okan Bey’e, Serdar Coşkun’a gönderdim ve onlar o saatte o bilgileri alıp, kendileri zaten geldiler. Hani bu komutanlar nerede falan dediğimiz sırada savcıların hepsi makamlarındaydılar.

Ben haksızlık tabi ki etmek istemiyorum ama bizi anlayışla karşılayacaklarına da inanıyorum bu soru tedbir sorusudur belki ya da zihinlerde bir soru varsa onu bertaraf etmek için de bir yandan sordum.

Biliyorsunuz bu alçak terör örgütü mensupları emniyet teşkilatından hâkimlik, savcılıktan giderken devletin hafızasını da götürdüler, hiç bir bilgi kalmadı geriye. Bu arkadaşlarımız dört yıldır iğne ile kuyu kazar gibi yeniden bir hafıza oluşturdular. Yapısını adeta yeniden ortaya koydular, yepyeni bir yapılanma meydana getirdiler. İşte tespitlerinde ne kadar yerinde olduğunu görüyoruz. Fiilen bu ülkenin vatandaşına, meclisine, Cumhurbaşkanının konutuna saldıran, bomba atan insanları tespit ettiler. Bu sorudan sonra da buradan onlara takdirlerimizi de iletmemiz lazım. O gece halk kadar, polis kadar, Cumhurbaşkanı kadar görev başında ki bu insanlarda kahramandı.

Siz dediniz ki boşluk olmaz, TSK yarasını sarar ve yeniden kendini inşa edebilir. Onunla ilgili acaba bu kadar geriden öğrenciler, teğmen seviyesindekiler vs. kaç yıldır bir hazırlık yaptıkları için onları oradan sıyırıp alınca ister istemez bir boşluk olacak acaba bu hani emekli olan, Balyoz nedeni ile mağdur edilen askerlerin göreve geri çağırılması ihtiyacı var mıdır sizce?

Benim fikrim şu bunu da özellikle belirteyim; benim arkadaşlarım bana hep itiraz ettiler dediler ki: “ bizi geri dönmek istiyor diye söyleme, sanki biz bir makam talep ediyormuşuz gibi bir yanlış anlamaya neden olabilir, biz ihtiyaç varsa zaten hazırız” dediler. Bir kere kesinlikle böyle bir şey var. Göreceksiniz komuta kademesinde, hesapladığımızda Generallerin yüzde 41,8’i gidiyordu. Bulunduğumuz bölge itibariyle böyle bir boşluk kabul edilemez olduğu için ne yapılması gerekir?  Devrelerinin birincisi, ikincisi çok değerli komuta kademesinde ki arkadaşlarımız biliyorsunuz kumpas davalarıyla devre dışına atıldı, bu arkadaşlardan yararlanılmalı. Niye? Bunların zaten bilgi birikimlerinin komuta kademesinden daha iyi olduğunu yaşayarak acı bir şekilde öğrendik. Farkındalıkları da var, tecrübeleri de var. FETÖ ile en iyi mücadele edebilecek olan onlar çünkü bunlar biliyor kim olduklarını. İkincisi yine hatırlayın bu 86-87 devrelerinin emekli edilmesine ilişkin bir yasa çıkmıştı. Bu yasanın yürürlüğünün derhal kaldırılması gerekir. Fethullah’ın en az bulaştığı son devrelerdir. Bunlar aynı zaman da 90 yılında PKK’yı teslim alan o zamanlar üsteğmen, yüzbaşı çocuklardı. Hem terörle mücadele de çok tecrübeliler hem de Fethullahcı oranı neredeyse en düşük olan devreler, tabi bir de burada genç ekip var. Şimdi göreceksiniz, teğmenler,üsteğmenler, astsubaylar, bunları hep olayların içinde göreceksiniz. Çünkü biraz önce size verdiğim rakamlar korkunçtu yani, şimdi bunların boşluğunu da İzmir Casusluk davası nedeniyle yine bu Fethullahcı Terör Örgütünün, TSK içerisindeki mensupları tarafından bu çocuklara ahlaksızlık, disiplinsizlik, yok işte böyle abuk sabuk iftiralarla TSK’dan ilişiği kesildi. O çocuklar hem gençler daha TSK’ya uzun yıllar hizmet edebilirler hem de Fethullahcı olmadıkları kesin. Yani bu çocuklar hemen alınmalı, bunlar muadillerindeki rütbelerindeki arkadaşlar neyse o düzeyden görevlerine başlamalı ve bunların fiili olarak bu mücadelelerde kullanmalı.

İntibak sorunu olur mu?

Niye olacak, bunların hepsi zaten gencecik asker bu yüzden hiç bir intibak sorunu olmaz. Şu üç şey önemli; Bir, eski balyozdan, kumpas davalarından dolayı atılan üst kademedeki albay, binbaşı, yarbay, general, amiral, onların tekrar göreve çağrılması gerekir, ikincisi, 85, 86, 87, 88 devrelerinin emekliliğinin durdurulması gerekir, üç, İzmir Casusluk, İstanbul Casusluk gibi davalar nedeniyle ya da disiplinsizlik yoluyla ilişiği kesilen genç subay ve astsubayların hemen bir yasal düzenlemeyle geri getirilmesi gerekir.Hatırlarsanız 97 yılında bu irticai faaliyetlerden atılanlar la ilgili bir yasa çıktı 1997 – 2005 yılları arasında disiplinsizlik nedeniyle ilişiği kesilenlerin geriye alınmasına ilişkin bir kanun vardı yine benzer bir kanunla hemen zaten hatta şimdi kanun hükmünde kararname ile yarın bile alabilirsiniz bunları.

Eyvallah. Şimdi dün yine bu kanun hükmünde karar name ile jandarma içişlerine bağlandı ve sahil güvenlik komutanlığı da içişlerine bağlandı, bunu nasıl değerlendirdiğiniz sormak istiyorum, şu bağlamda sormak istiyorum, şimdi ben şöyle anlasak mesela yanlış olur mu? Hükümet ve Cumhurbaşkanı TSK’nın mevcut yapısından da tam olarak emin değil. %1,5 denildi ama %98 in de bir şey yapmadığına şahit oldu başbakan. talimat verildi, o zaman önce onu sorayım, Türkiye’nin başbakanı talimat verdiniz kişi içerideki komutanın yazılı emir istediğini hani neredeyse yalvarma pozisyonuna gelmiş bir başbakandan bahsediyoruz.

Bence, Genelkurmay Başkanı’nın yüzde 1,5 açıklaması bir hata. Çünkü bu rakamlar hiç yalan söylemez, bunların altında kalır. Çünkü yüzde 1,5’u katıldı diyor, peki arkadaş geriye kalan yüzde 98,5’u nerede? Hani dersen ki yüzde 98,5’da bunlarla mücadele ediyordu, o zaman yazıklar olsun yani yüzde 98,5 bir avuç teröristi haklayamadıysa, böyle bir ordumuz varsa yuh olsun bize. Bunlar bu halkı hala kandırmaya devam etmektir, komuta kademesi kendi yapmış olduğu hataları örtmek için bir çırpınış içerisinde. Manipülasyon yapıyor resmen döne döne halkımızı kandırıyor, düne kadar ne dediler? İşte halkın morali bozulur bilmem ne olur, şimdi de yüzde 1,5’ları aman böyle çokta önemli değil, diye yansıtıyorlar. 35 tane F16 katıldı diye açıklama yaptılar. 35 tane F16 ile bu ülkeyi yerle bir edersin. Yani orada 35 tane F16 var peki geriye kalan 150 tane F16 nerede?  Yani bu ülkede hiç mi bir tane uçak kaldırılıp, meclisi bombalayan o şerefsiz o alçak adamlara müdahale edemiyorsun. O kadar polis, özel harekâtçı 50’ye yakın çocuğu şehit ederken hiç mi bir tane uçak kalkmadı, böyle alçakça bir açıklama olur mu ya? Yazıklar olsun yani o yok 35 tane uçak varmışta, nerede geri kalanları Balıkesir’de ki, Bandırma’da ki, Merzifon’da ki, Diyarbakır’da ki, Eskişehir’de ki, Konya’da ki uçaklar? Öyle kalkmış bize utanmadan birde diyor ki işte buna bu kadar katıldı. Gerisi niye katılmadı o zaman? Bu şerefsizlere, bu alçaklara niye engel olmadı? Orada geçmiş herif helikopterlerin yüzde 7’si kullanılmış sadece. Öbür helikopterler nerde öyleyse? İnsanların üzerine ateş ediyor makinalı tüfekle, bizim yüzde 80 helikopterimiz ne yapıyor, çokoprens almaya mı gittiler yani beni söyletiyor sinirlendiriyorlar. Böyle bir açıklamaya yazıklar olsun, ya vallahi billahi yazıklar olsun eğer diyorlarsa ki, ya arkadaş onlarda orada işte onlarda mücadele ediyordu, eğer yüzde 98 de böyleyse bu ordunun, kapatın o zaman bu orduyu. Bizim kendi ordumuza hakarettir aslında. Cumhurbaşkanı’nı yakalasalardı veyahut gece saat 3’te bu baskını yapsalardı bu darbenin başarılı olacağından herkes hemfikir değil miyiz? Yuh olsun o zaman. Ben şöyle bakıyorum başta da söyledim, TSK’nın büyük bir kısmında zımni bir destek vardı, diğer kısmında ne olacak bir görelim havası vardı, bir kısımda bu alçaklarla mücadele ediyorlardı. O yüzden bize böyle şeyler yutturmaya kalkmasın. Türkiye’nin en güvenilir kurumu diye bir anket yapılsın belki de şuan da en güvenilmeyen kurumu çıkacaktır TSK. O adam bunun komutanı hala neden çıkıp insanlara yalan söylüyor? TSK’nın ilk açıklamasını hatırlayın, Akın Öztürk’le alakalı resmi açıklama yaptı. Hemen ertesi gün hava kuvvetleri komutanı dedi ki: Hayır öyle bir şey olmadı, dedi. Yani arkadaş sen nasıl bir komutan kademesisin, sen nasıl bir şeysin, yazıklar olsun ya insanların gözünün içine baka baka böyle kandırıyorsun bırak ya bırak artık çekin gidin şu ülkenin silahlı kuvvetlerinin başından da insanlar ordularına yeniden güvenlerini kursunlar, bıraksınlar bizi ya…

Bütün bunların oluş sırasına baktığımızda şunu görüyoruz. Bu ülkede daha öncede askeri darbeler oldu, 28 Şubat da başarılıydı sonuçta yönetimi değiştirmeyi başardı. Ama şimdi bu darbe öyle bir dönemde oldu ve bir yönetim değişikliğinden çok, bir rejim değişikliği girişimine benziyordu, işgal girişimi olarak görüyorum ben. Ortadoğu’nun ve dünyanın yeniden şekillenmekte olduğu bir dönemde oluyor bu darbe. Bir hasar tespiti yaptığımızda 200'den fazla can kaybettik, bombalandık, ve gördükki TSK delik deşik. böyle bir coğrafyada bu zamanda güvenebileceğimiz ordumuz deşilmiş. planı geriye dönük nasıl başlatırsınız, ikinci ayak olarak da sormak istiyorum, yeri doğru mu bilmiyorum. Sonuçta TSK, aynı zamanda NATO ordusu ve Amerika’dan ve NATO’dan gelen açıklamaların hepsi Türkiye aleyhine tuhaf açıklamalar, Türkiye’yi bir şeye zorluyorlar. Darbenin arkasında Amerika mı var?

Bu süreçteki 80, 28 Şubat’takilerle ilgili henüz yasal alışveriş bitmedi. Hani o darbe ile ilgili kesin bir şey söylemek hukukçu olarak doğru olmaz. Diğer yönden baktığımızda biliyorsunuz Amerika’nın bu dünyada yeniden bir şekillendiremeye gittiği Kuzey Afrika ülkeleri, Gürcistan olsun Ukrayna hemen bizim yanımızda Irak, Suriye, buralarda bir yapılanma başlıyor ve bizde bu coğrafyada en güçlü ülkeyiz. Özelliklede son hükümet Amerika ile örtüşmeyen kararları oldu. Yani çok radikal olarak ters düştüğü yerler oldu özellikle Suriye ve Irak konusunda olsun. Mesela bu ters düşmelerede hatırlayın bir Mavi Marmara’da bu kadar şeyin içinde yani daha hafif kalan bir konu. Amerika ile biz farklı açıklamalar yaptık. Bu arada Fethullah Gülen çıktı Amerika ağzıyla konuştu. Şimdi birincisi bunu bir tarafa yazalım. İkincisi Fethullah Gülen’in yaptığı şeye bakalım. Amerika’da yerleşim hakkı almak için CIA desteği raportörlerinin, mensuplarının referans olduğunu görüyoruz. Konutu CIA tarafından korunuyor. Yaklaşık 20 yıldır orda, nerdeyse dünyanın her yerinde okullar açan bir görev yüklenmiş. Dünyanın 140 ülkesinde istese açamaz. Yani bunu ancak dünyanın en güçlü ülkesi veya istihbarat örgütleri olursa yapabilir. Bunlara baktığınızda bide son açıklamaları da izlediğinizde diyorsunuz ki yani bunların arkasında acaba Türkiye’yi de yeniden tasarlamak için yapılan bir operasyonu mu yürürlüğe mi koydular? İlk aklına gelen bu bence çünkü FETÖ’nün bunu yaptığına şüphe yok. Yani bu kalkışmanın darbe girişimi olduğuna şüphe yok. Peki, FETÖ kimin kontrolü altında. Türkiye’ninde bu dünya üzerindeki coğrafyasında bir yöne dizayn edilmeye çalışıldığı bence çok açık muhtemeldir.

Tespitinize katılıyorum. Bu darbe başarılı olsaydı bu gün ülkemiz çok farklı bir yöne doğru savrulacaktı belki Amerika’nın, dış güçlerin bu organizasyonu planlayanların Ortadoğu’da tamamen kendi emir ve talimatlarını yerine getiren bir olacaktı. Kan dökmeleri zaten onları söylemeye gerek yok. Başarılı olsaydı Türkiye’de 2 sene sonraki pozisyonunu söylemeye çalışıyorum. Muhtemeldir ki hani Atatürk’ün de onun bunun mandası olmayacağız diyordu ya onun adı mandamı olurdu ne olurdu bilemiyorum ama böyle bir yapı içinde olurduk. Atatürk’ü hatırlatınca ben bir süredir aslında FETÖ’nün 7 şubatta aşikar olduğunu üst yargı içindeki cüreti 17-25 aralıkta nasıl bir kamuflajla bunu yapabileceğini ve aslında üst yargı içindeki konuşulan bütün o düzeneği gördük bu İŞİD, diktatörlük  bilmem ne söylemini de hani o tarihten itibaren hükümet ve devlet bu konuda  ayıkmış olmasına rağmen muhalefet partilerin bu nasıl olup da ayılmadığını Ergenekon, Balyoz gibi süreçlerde AKP  uyanmamışken onlar uyanmış ve avukatıyım demişken böyle bir süreç yaşanmasıyla ilgili gazeteci olarak CHP’ye ve MHP’ye….hani nutuk. Atatürk’ün nutukta haber verdiği şeyler şu andan yaşadığımız şeyler diyorduk özellikle CHP ye.  Bütün tersanelerine girilmiş, her yer gasp edilmiş buna uyanmak gerekir. Siz de hatırlatmış oldunuz. Geçtiğimiz hafta Sayın Kılıçdaroğlu aradı çağırdı başka arkadaşlarımızda vardı onları da çağırdı. Ben orda şey demiştim Kılıçdaroğlu’ na süreci nasıl olduğunu nasıl aşılabileceğini neler yapılması gerektiğiyle ilgili bizlerden bile bilgi alarak bir çaba içerisinde olduğunu gördüm. Zaten cumartesi geçtiğiniz mitingde de çok yapıcıydı bana sorarsanız. Yani bu belki de bir hayra da neden olabilecek yeniden o eski kısa çekişmeler ortadan kalkar milli birlik ve beraberlik olur. Kılıçdaroğlu çok iyi niyetliydi.

Kanun hükmünde kararnameyle ve jandarmayla sahil güvenlik komutanlığı iç işlerine bağlandı. Bunu şöyle mi okumalıyız. Devlet hükümet henüz TSK’nın mevcut durumundan pek hoşnut değil ve güvenli bulmuyor ve dolayısıyla doğrudan kontrolünde olan bir başka silahlı güç oluşturmak yedekte tutmak istiyor desek yanlış mı olur?

Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Dünyanın birçok ülkesinde sahil güvenlik komutanlığı ve jandarma iç işlerine bağlı, savunma bakanlığına bağlı. Bu bir yönetim tercihidir. Dolayısıyla şimdi TSK’daki jandarmanın ve sahil güvenliğin işi asayiş amaçlıdır. İç işleri bakanlığı da ülkenin asayişinden sorumlu olduğuna göre bağlı olmasının bir mantığı olabilir. İşleri hızlandırırsınız. Jandarmada genel müdür falan askerlikten bu yapıyı bozmamak lazım. Yapısı var kendi içerisinde, bunlarla çok oynamamak lazım. Yani göreceksiniz onlar yine harp okulundan mezun olacaklar. Askeri bir eğitim alacaklar neticede.

Onun adı sivilleştirme çabası mıdır acaba?

Çok da icap eden bir çaba görmüyorum. Yani dünyanın her yerinde böyledir. Ama rütbeleri var yani ne oluyor.  Müdür dedin darbe yapmayacak mı mesela?

Hulusi Akar’ın Amerikalı mevkidaşıyla telefon görüşmesi yaptığını ve Amerikan genelkurmayının da Türkiye’den İncirlikle Diyarbakır üslerini (ikisi de NATO’yu açık üsler ki ikisi de NATO demek Amerika demek olduğuna göre ) bazı sorunları çözmesini istediği anlaşılıyor. Türkiye’ninde bu konuda müttefiki hali hazırda. Ne dersiniz yani bu tehlikeye, NATO üslerine bu kadar TSK’nın bir NATO ordusu olması hasebiyle Tehlike devam ediyor mu?

Cumhurbaşkanı sokakları bırakmayın, terk etmeyin dedi. Niye bunu söylüyor çünkü tehlikenin geçmediğine inanıyor. Bende inanıyorum hepimizden daha çok bilgi sahibi olduğuna göre olayı okuyor ve diyor ki tehlike geçmemiştir. Alman televizyonunda yaptığı röportajda da aynı şeyi söyledi. Keşke bu kadar insanı çıkardığınızda bitseydi ama bitmedi yani daha içerde bundan çok daha fazlası var. Örnek verelim pistlerin, hava üslerinin önünde kamyonlar var. Helikopterin aküleri çıkarıldı, tankların aküleri çıkarıldı. Bunlar hep kamikaze türü bir saldırıya engel olmak için düşünün şimdi uçakların hepsini açtık burada TSK’nın içinde bulunan pilot bir yerden kalkıp 5-10 dk. sonra gelip meclisi bombalasa bütün milletvekilleri oradayken nasıl bir kaos olabilir. Yine aynı şekilde iki tank çıkıp gidip Cumhurbaşkanı’nın köşkünü yerle bir etse, ölümüne neden olsa ne olur?  Kaos tetiklemesi olursa her şey tekrar yaşanabilecek şeyler.

Nasıl geçecek, neyle geçecek?

Dereyi geçeceğiz inşallah. Yeni komutanlarımız bunları canla başla çalışarak halledecekler. TSK’nın içerisindeki bu alçak yapıyı tamamen sökene kadar atacaklarsa atacaklar, hapse atacaklarsa hapse atacaklar yasa neyi gerektiriyorsa onu yapacaklar. Bu soruşturmaları sonuna kadar götürecekler hem Diyarbakır’da hem incirlikte aynı işlemler yapılıyor, elektrik verilmiyor vs. yapılıyor. NATO ayrı bir olay,  ayrı sözleşmelerimiz, ayrı bağlılık anlaşmalarımız var. Bunların kapsamında bu önlemlerin NATO için kaldırılmasını talep etmiş. Mesela NATO operasyonuyla uçaklar kalkar belki sonra tekrar önlemler devam eder vs. gibi. Çözüm bulunabilir yani çözülebilir.

Şimdi hukuk noktasına geldiniz. ABD, Avrupa parlamentosu,  uluslararası af örgütü topyekûn dünya bize bir şey söylüyor. Darbe daha gerçekleşirken, daha geri püskürtülememişken hepsi susmuştu. Fazla da ileri gitmeseler Türkiye’ de taraflar uzlaşsa gibi muğlak, darbeyi desteklediği aşikâr olan açıklamalar yapıldı. Bunu diyenler bize bir hafta 10 gündür diyorlar ki mevcut hukuk sistemi içinde kalarak yapın. Yani bu meclisin yasama organının bu darbeci teröristlere karşı bizden de öte bir nitelikte olduğunu anladık. İşgal ordusu gibiydi. Dolayısıyla bunlarla ilgili bir yasa çıkarıp kendi hukuk sistemine dahil etmesini önlemeye çalışan bir baskı var Türkiye üzerinde. Ne düşünüyorsunuz, nasıl cezalandırılmalılar.

Tartışların nedenlerinden biri de idam. Biliyorsunuz biz Avrupa Birliği yasaları kapsamında idam cezasını kaldırdık. Yani anayasal olarak da idam cezaları şuanda çıkarılsa bile geriye yürünmeyecek. Yasa olarak böyle ama siz yürütürüm falan diyorsanız o ayrı bir şey.

Yürütsek bunun Türkiye’ ye geri dönüşü ne olur

 Bir kere hukuk ilkelerine aykırı davranan ülke olmuş oluruz. Hemen daha başında hukuksuz yolları açabilen doğal hukuk ilkelerini yok sayan bir algı oluşur. Bu genel hukuk ilkelerinden bir tanesi. Aleyhe olan kararlar geriye yürümez. İdam cezası da aleyhte bir karar. Bu soruşturmalara karşı tarafın eline bu yapılanların hukuksuz olduğuna dair bir koz verilmiş olabilir ve bu argümanda bir de şu var idam cezası Amerika’da uygulanıyor. Bir kaç ülkede uygulanıyor. Aradan bir süre geçiyor, ya o suçsuz diyor. Burada geriye dönüşü olmayan bir ceza uygulamasından söz ediliyor. Yani bizim hatırlayın geçtiğimiz yıllarda idam cezalarımız vardı. Kendi Cumhurbaşkanımız olsun, 17 yaşında bir genç olsun… Ben hapishanede kaldım, size söyleyeyim, yani hapishanede yatmak daha zor. İdam diyorsunuz ama idamda bir defa ölüyorsunuz. Hapishanede düşünsenize bu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında mesela.Sincan dabiz F tipinde kaldık. Bir tane oda var, 5 m2’lik bir boşluktasınız, odanın önünde 10-15m2’lik bir boşluk var oraya çıkabiliyorsunuz ve kimseyle iletişim kuramıyorsunuz. Orda her gün ölüyorsun. İdam cezasından daha ağır bir şey bence bu. Ben 5 yıl yattım. İnsana kaldıkça koyan bir şey ve alışma söz konusu değil. Şimdi onlarda kendilerine göre haklıydılar, ülkeyifalan kurtaracaklardı. Yoksa adam niye gelsin senin benim üzerime insanların üzerine uçaktan bomba atsın.

Benim içim soğuyor. Ben geriye doğru işletilmez ilkesini biliyorum ama buda bir paradigmadır nihayetinde. İnanırsan var inanmazsan yok. Başımıza gelen çok ağır bir şey sonuç olarak.

Dünyanın kabullendiği hukuki şeyler bir günde oluşturulan şeyler değil. Yaşayarak acı çekerek, derler ya hukuk kuralları kanla yazılır diye. Ve emin olun, herkes emin olsun, idam cezasında bir defa asılır kurtulur gidersin, hapis cezasında hele hele ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasında her gün ölürsün. Onu kimse hafif bir şey sanmasın.

Bunun bir örneği var aslında. 17- 25 Aralıkta tutuklananlar, bunlar bir algı kampanyası yürüttüler. Bütün dünyaya Türkiye aleyhine bir şeyi mütemadiyen… Zaten dışardaki düzenekte bunun için var. Uluslararası medya, herkes onları haklı, Türkiye’yi haksız buldu. Şuanda da böyle bir durum var ve benzer bir algı operasyonuna maruz kalacağımızı şimdiden görebiliyorum.

Dünde Nedim Şener’le falan beraberdik. Bana dergiden röportaj yapmaya geldiler ve anlatmamı istediler, size anlattığıma benzer şeyler anlattım, aynı şeyi Nedim bey de söyledi. Sanki bir değişim var ve somut olarak anlaşıldı. Çünkü yaptıklarının savunulacak bir tarafı yok. Şunları da ortadan kaldırmak lazım; Bu darbecilere karşı darbe, halkın olsun bu mücadeleyi yapan arkadaşlarımızın olsun kızgınlığıyla planlı programlı yapılan bir şey değil. Anlık öfkeyle yapılan şeylerinde önüne geçersek biz algılarımızı hukuka uygun yapıyoruz dersek daha iyi olur. Herkesi değilse bile bazılarını, tüm grupları kazanmamızın mümkünatı yok.

PKK bu FETÖ darbesi olduğunda aniden sustu. Şimdi FETÖ püskürtüldü bunlar birer birer polis, asker şehit etmeye başladılar ordudaki FETÖile ilgili ne demek istersiniz?

PKK’nın,PYD’nin kontrolünde olduğunu biliyoruz. PYD’liler Amerika’nın söylemediği hiçbir şeyi yapamaz. PKK, PYD’nin kahverengisi olduğuna göre, onlarda aynı şekilde. Türkiye’deki hükümete karşı darbenin başarısız olduğunu, Tayyip Erdoğan faktörünü görünce bence eylemsizlik kararını verdi. Çünkü bakıyorsunuz binlerce milyonlarca insan sokakta. Herkes sokağa çıksın dedi ve herkes çıktı. Bu ülkenin demokrasiye olan bağlılığını gördü. Ve bence böylesine güçlü bir dayanışma imaj çizen lideri ve ona bağlı olan insanları kaybetmeyi göze alamadı. Bunlarla devam etmeye karar verdi diye düşünüyorum bu nedenle de bu süreçte devam etmemesi konusunda talimat verildi.  Eğer başarılı olsaydı muhtemelen güneydoğuda özerkliğini ilan etmiş olurdu. Ve o geceki Cumhurbaşkanı’nın gösterdiği liderlik özelliği halkına bağlılığı yine halkın demokrasiye bağlılığı çıkıp tankların üzerinde adamları göründe bence geri adım attı. İlerdeki günlerde ben daha da iyi geri dönüşleri olacağını düşünüyorum.

Söyleşi: Zeliha Saraç

,

Yorum Yaz