Menü İcon

Ahmet Ümit çocukluğundaki bayramları anlattı

Şu sıralar sinemaya uyarlanacak romanı ‘Kukla’nın senaryosu ve yeni romanı üzerine çalışan Ahmet Ümit; çocukluğundaki bayramları anlattı...

Röportaj Gazetesi

Ahmet Ümit çocukluğundaki bayramları anlattı

Bayram ne getiriyor aklınıza?

Daha çok çocukluğumu ve Gaziantep’i hatırlıyorum. 18 yaşındayken İstanbul’a geldim. Benim için bayram, 18 yaşına kadar olan dönemi kapsıyor aslında.

Gaziantep’te nasıl geçerdi bayramlar?

Gerçek anlamda bayram gibi bir bayram olurdu. Antepliler’in yemek meselesi çok önemlidir. Bizde bayramın ilk günü herkes kahvaltı yapar bilirsiniz, yuvalama yenir kahvaltı yerine. Arife günü başlanır hazırlıklara. Saatlerce sürdüğü için, kadınlar bir araya gelir ve sohbet ederler. Bir tür sosyalleşme aracı olarak da düşünülebilir. Gureybe denen kurabiyeler pişirilir. Sütlaç ve zerde yapar kadınlar. Hepsi evde yapılır.

Antep’in ünlü baklavası açılmaz mı?

Baklava evde açılmaz Antep’te. En iyisi dükkanlarda satıldığı için birkaç gün öncesinden sipariş verilir...

Bayramın ilk günü nasıl geçerdi?

Bayram sabahı yuvalama yendikten sonra aile büyükleriyle bayramlaşmaya gidilirdi. O zaman harçlık verilirdi çocuklara. Şimdi bu gelenek devam ediyor mu bilmiyorum... Çok para toplardık o zamanlar.

Ne yapardınız harçlıklarla?

Antep’in aşağı yukarı 38 yıl önceki zamanlarından söz ediyorum... O zaman panayır gibi bir şeyler gelirdi ve biz de oraya giderdik. Ya da sinemaya. Beş film üst üste gösterilirdi.

En çok harçlığı kimden alırdınız?

Biz bonkör olanlara Antep’te ‘kabadayı’ deriz. En kabadayı olanlar büyük abim ve eniştemdi. Herkes 10 TL veriyorsa, onlar 100 TL verirdi. O zamanki çocuk için bir servet değerindeydi bu para.

Bayram ziyaretleri nasıl geçerdi?

Bizimkiler büyük olduğu için de genellikle bizim eve gelinirdi.

O zaman büyük bir eviniz vardı...

Dokuz odalı ve ortasında kocaman bir ceviz ağacı olan bir evdi. ‘Hayat’ dediğimiz bir bahçesi vardı, geniş sofraların kurulduğu... Abilerimin çoğu Antep dışında olduğu için bayramlarda herkes evde toplanırdı ve en küçük ben olduğumdan hediyeler hep bana gelirdi.

Siz şimdi torununuza harçlık veriyor musunuz?

Tabii, her bayram gelirler. İstanbul’da kayınvalidem ve kayınpederim var. Birlikte kahvaltıya gideriz.

KÖKLERE BAĞLI OLMAK ÖNEMLİ...

Gaziantep’e gidiyor musunuz hiç?

Bazı bayramlarda gidiyorum ve gittiğimde de anne ve babamın mezarlarını ziyaret ediyorum. Bunun benim için anlamı çok büyük... Köklerime dönmüş gibi hissediyorum. Gençliğinizde sanki bir geçmişiniz yokmuş ve o hayatı geride bırakmış gibi yaşarsınız. Ben de öyleydim... “Sadece bir hayatım var” gibi bir düşünce olur insanın kafasında. Fakat sonra anlıyorsunuz ki varlığınız öteki insanlarla anlam kazanıyor. O yüzden köklere bağlı olmak, onları korumak ve onlara dönmek önemli. Bayramlar da bunun için bir vesiledir aslında.

Bayramda Antepliler sizi görünce şaşırıyordur, değil mi?

Çok şaşırmıyorlar, artık alıştılar. Antepli esnaf da, Antepliler de çok bonkördür. Oradaki en büyük sıkıntım, esnafın benden para almaması. “Bir daha gelmeyeceğim artık” diyorum esnafa, “Abi senden para alınmaz” diyorlar. Bana okurlarım, “Ahmet Bey” demez, “Ahmet abi” der. Yazarlar yalnızdır; sinemacı ya da tiyatrocu gibi değiliz. Odaya kapanır ve çalışırız. Ama önce gözlem yaparız. Eğer kitabımda Kayseri mantısını anlatacaksam, oraya gidip mantıyı yerim ve sokaklarında dolanırım. Şehri tanımaya ve anlamaya çalışırım.

İSTANBULLU OLMAK BİR AYRICALIK

Romanlarınızın ana mekanı hep İstanbul’dur. Bu kenti sokak sokak gezenlerdensiniz... Tatilde İstanbul’da kalanlar için ne yapmalarını tavsiye ederiniz?

Bayram süresince eş, dost ziyareti yapanlar arta kalan tatil günlerinde de kesinlikle arkeoloji Müzesi’ni gezsinler. İstanbul’un tarihi orada başladı. Bu müzemiz de Topkapı Sarayı’nın hemen yanında. Sonra Galata Mevlevihanesi’nin bir müzesi var. Hem mevlevihaneyi hem de müzeyi gezsinler. Pera, SSM ve İstanbul Modern’i, hazır İstanbul da sakinken görmelerini tavsiye ederim.

Tarihi yerler dışında...

Balat sokaklarında gezip oradan Kariye Müzesi’ne gidilebilir. Eyüp sırtlarına çıkıp Pierre Loti’de bir çay molası verilebilir ve Sultan Selim Camii’nin terasının manzarası da müthiştir. Çok kimseler bilmez, tam Instagram’lık bir manzara! Anadolu yakasında Salacak, Kuzguncuk gezilebilir sokak sokak. Adalar şimdi sakindir... Kanlıca’da yoğurt yenebilir. Akşamüzeri Samatya’da güzel bir yemek olabilir. İstanbul’un henüz bozulmayan semtlerine gidilebilir... Bağcılar, esenler, Sultanbeyli’deki insanlar buraları bilmiyor. İstanbullu olmak bir ayrıcalık, insanlar bu ayrıcalığı yaşasın.

Söyleşi: Gülden Öktem

Ahmet Ümit'in röportajı,

Yorum Yaz